20 Kasım 2012 Salı

Faşizm ne demek hocam!?


Orta 2. sınıftaydım. Beni ikiye katlayacak devasal bir sırt çantasıyla,  okul yolunda badi badi ilerleyen gürbüzcene bir kız çocuğuydum:) Önümde bi baba oğul elele ilerliyordu.
Soğuktu...kıştı...dizlerime kadar kar vardı...
Ne olduğunu anlayamadığım bi şekilde, adam birden oğlunun suratına küüt diye bi tokat indirdi. Aramızdaki mesafa biraz vardı...o tokadın ilk inme sebebini duyabilmiş olmak için bugün bile can atarım, ama mümkün olmadı.

Baba oğul birbirleriyle durup cebelleşirken, ben aradaki mesafeyi kapatmıştım.
Tam yanlarından geçerken, oğlanın şu cümlesiyle irkilip kaldım; " Bi de demokrasiden, özgürlükten bahsediyosun, faşistsin işte sen!" ... dedi babasına.
En fazla 7 yaşındaydı!
O yaşta bir oğlan çocuğu, yediği tokatı içine sindiremeyip,  babasına "faşistsin işte sen!" demişti...

O günkü çocuk kalbimle, bugünki erişkin aklım elele verip, hala ıslık çalıyor o yeşil montlu çocuğa... "Eyyy özgürlük!" nidasıyla.

Bizi yaşadıklarımız değil, bizi ortak duygularımız bir-leştiriyor! bundan adım kadar eminim.
İşte...Picasso'nun Guernicası'nın o meşhur hikayesini ilk öğrendiğimde aynen o gün yaşadığım şaşkınlığı yaşamıştım. Bir farkla...bu kez o tokat hayali bir kütle gibi benim suratıma inmişti. Hayalin eli ağırdı...ağrısı hiç geçmedi!

Hikayeyi bilenler biliyor zaten. Guernica kasabası, İspanya' da darbe yapan Franko tarafından Hitler’e hediye olarak veriliyor. Yani sizin anlayacağınız her meslek grubunda olduğu gibi, burda da  "faşist" faşisti beş dakkada buluyor!!! :)
E Hitler bu! adamın fantazi dünyasının sonu yok. Kasabayı, yeni uçaklarını denemek için, tam üç saat havadan bombalıyor. Guernica yanıyor...
1 Mayıs'ta bu haberi alan Paris halkı protesto için sokağa dökülüyor...ve...
Picasso başlıyor çizmeye...ortaya işte bu tablo çıkıyor.
Sonra...yıl 1938, şehir Paris. Bir Nazi subayı Picasso'nun atolyesini ziyaret ediyor. Dikiliyor resmin karşısına. Uzun uzun baktıktan sonra, alaycı bir uslüpla soruyor Picasso'ya "bunu siz mi yaptınız?"
Picasso cevap veriyor : Hayır, siz yaptınız!!!

Bütün tüylerim diken diken olmuştu bu hikayeyi ilk öğrendiğimde. Ne tuhaf bir açmazdır ki bu, her yürek en kolay acısını tasvir ediyor? Mutluluğun resmini çizmek bunca zorken, acının resmi bu kadar somut...elle tutulur gözle görülür bir hakikat oluyor!

Hikayenin başına dönersem; ben o gün yemedim içmedim sınıfa girer girmez sordum Türkçe hocama; "Faşizm'in tam kelime anlamı ne hocam?" diye. Şaşkın şaşkın baktı önce suratıma, sonra "bunu dersten sonra anlatıyım mı sana Oya!" dedi. Ders bitti...çağırdı beni yanına; Mussolini diye başlıyordu ki anlatmaya, sözünü kestim hemen. O ne biçim isim diye.  İtalyan ismi dedi. Faşizm de Latince kökenli bir kelime,  aslında önceleri italyan milliyetçiliğinin adıydı dedi...sonra baskı rejimidir dedi.
Dedi de dedi sizin anlayacağınız. İtiraf ediym, çocuk aklım pek de  birleştirememişti  anlattığı şeyleri kafamda.
"Latince  kökenli bir kelime,
baskı rejimi,
Mussolini diye bir adam!"
Ne diyorsun sen Hocam!? kıvamında dinlemiş...tenefüse çıkar çıkmaz da hepsini uçurtma gibi havalandırmıştım okulun bahçesinde.

Şimdi...bunca yıl sonra, faşizmin bildiğim tanımına, yeni tarifler ekleyen dünya-mızda, soruyorum kendime, cevabını bulabilirim belki ümidiyle;
Faşizm, Fazıl Say'a bir duruşma salonunda, davacılardan birinin "Allah'ın varlığı apaçık ortada, çok istiyorsa ikna ederiz hemen kendisini!!" demesi,  diye-bil-mesi...olabilir mi mesela; kendi inancını başkasına zulüm aracı olarak kullanma gücünü kendinde görebilmesi.
Ya da bi başkasının sokaklarda "eşitlik" sloganları atarak yürüyüp, eve gidince sofrada tuz yok diye karısına etmediği hakareti bırakmayışının adı da faşizm olmasın sakın!?
Senin tahammülsüzlüğünün, senin görgüsüzlüğünün senin cehaletinin adı da pekale faşizm olabilir bana sorarsan.
Bütün kürtleri pkk-lı zannetmen, bütün komünistleri din düşmanı gibi görmen!!! ?
Ve şehrimin belediye başkanının "Ben aslında severim alevileri, (onlar da insan der gibi!)
 bir sürü alevi vatandaşımızın- DA  nikahını kıydım ben!" diyebilmesi...
gibi...gibi...gibi...
Daha bin ayrı şekilde sorarım bunu  ben de! :)
Zülfü Livaneli çalıyor fonda, onu dinleyesim var;
"Elim sanata düşer Usta! yürek acıya...!
ölüm hep bana bana mı,
bana mı düşer usta!?"
Picasso'nun yüreği acıya düşünce...eli sanata düşmüşya,
gülme şimdi bana,  çağrışım diye bişey var be usta!

4 yorum:

  1. Yazı çok güzel ustam, her yazana yakışmaz sen gibi fistanı dar ustam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuya tamamen bağımsız bir pencereden baktım diyosun... :)

      Sil
  2. faşizmin suçu ne....
    italyada otoriter ve milliyetçi bir rejimin tanımında kullanılmıştı da..
    sonraları... birezilya dizilerine benzedi... bütün baskıcı olguları tanımlarken faşizm kelimesi kullanılmaya başlandı... amerikancılar, kökten dinciler, daldan dinciler, bir ara atatürkçüler...nerdeyse siyasi partilerin bir çoğu... hegomonyacı erkekler... erkeklerden nefret eden kadınlar... politikacılar.. ya da feministler mi demeli... daha neler neler... daha doğrusu...
    baskının adı faşizm oldu...
    acaba bu kadar mananın karşılığı faşizm mi? yoksa olayın kolayına mı kaçıyoruz... tartışılır tabiki...
    baba hikayesinin etkisinden kurtulamadım herhalde... ordan örneklemeye devam edeceğim...
    babama sormuştum...bir zamanlar imzasını devgenç diye atan... 68"li babama...
    faşist ne baba demiştim..
    it puşt gibi bir şey demişti... gülerek...
    ama ona da şöyle seslenen bi adam oldu.. sizlerin arkadaşlarınızı milliyetçiler... faşistler öldürdü de... milliyetçileri... uzaylılar mı öldürdü.. demişdi... galiba babam düşünüp ona da hak vermişti... faşizim bence yükü oğır... ama içi boş bi tanım....

    yakın tarihe güzel bi dokunuş oldu.... eline sağlık... dergilerimden sonra... güncelimde ilk sıradasın... daha sık yazmalısın..... daha sık....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ey benim ne anlattığımla ilgilenen okur! Ey benim yazdığım yazının içine giren...duygusunu hisseden...düşüncesini kafasında yorumlayan okur! Böyle okura can kurban diyorum...çook yürekten teşekkür ediyorum!

      Sil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...