19 Aralık 2014 Cuma

Genelevleri kapatalım da insanlar bizi mi sevsin?

Ben bu cümleyi ilk kez bir arkadaşımın babasından duymuştum. Bir sohbet ortamında demişti ki "Demirel'in şöyle bir lafı vardı kızım. Genel evleri kapatalım da insanlar bizi mi sevsin?"
Şehir efsanesi midir, gerçekten söylemiş midir bilmiyorum? O söylemediyse bili biri bunu düşünmüş ve onun üzerinden dillendirmiş işte. Neticeye bakalım biz. Bu düşünülmüş!!
Evet biraz kabaca düşünülmüş ama; neticede şunu söylüyor aslında. Sen bu toplumda evlenmeden sevişmeyi  kendinden menkul bir anlayışla "hor" görüyorsun. Tu kaka ilan ediyorsun. Ama bir de gerçekler var. Hormonlar var. İnsan doğası diye bir şey var. Nasıl burnu akıyorsa, karnı acıkıyorsa, sonra o yediklerini bir şekilde atık olarak dışarı bırakması gerekiyorsa, sevişmenin de bundan hiç bir farkı yok işte. O burun akacak ve insanlar bir şekilde silmenin bir yolunu bulacak.

Ne o? Kaba mı anlatıyorum? Rahatsız mı oldun?  Hiç olma. Senin baktığın şekli bu zaten ve sadece senin baktığın gözle anlatınca bile çok masum bir şey bu aslında.  Ama sende bunu yorumlayacak kafa nerde? Bulduğun her fırsatta bunu yapıyorsun.  Diyorsun ki "evlilik dışı çocuk yapmak orospuluktur!" Hadi olayın her bir tarafını geçelim. Sadece bunun üzerinden gidince bile saçmalıyorsun. Ben en çok buna takıldım aslında. Zira sen bir yerlerini yırtsan da birileri evlenmeden  çocuk sahibi olmak istiyorsa olacak. Oldu zaten. Oluyor da. Ben şahsen "orospu" olsam, hayatımı bu şekilde kazansam, birileri kalkıp böyle akıllara ziyan bir açıklama yaptığında kazan kaldırırdım. Yeri göğü yıkardım. "Hadi ordan! derdim. Sen de kimsin! Zira ben de işte senin yarattığın sistemin bir çalışanıyım. Vergimi çatır çatıyor alıyorsun benden. Yaptığın o duble yolların çimentosunda da, aldığın maaş da da  benim  ekmeğim var. Sadece sizin baktığınız o sığ anlayışla bakınca bile her şey müfredata uygun yani. Bu durumda bizi bu yolla aşşağılamak hakkını nereden buluyorsun!??"

Buluyor işte.
Akıl yok.
İzan yok.

Hayır ille de bir kadını aşşağılamak istiyorsan ve ille de bunu hakaret ederek yapacaksan bile "gerizekalı" dersin. "Aptal" dersin. "Kafaları çalışmıyor bunların " dersin. Sizin kafa oralara kadar varamıyor belli ki ama; aptallık kadar insanı küçük düşürecek bir şey yoktur. Hani illa küçük düşürmek istiyorsak yani. Bil diye dedim.
Orospu nedir abi ya?
Meslek.
Kadının işi bu.

Hayır yani oturuyorsunuz poponuzun üstünde. Osurup osurup ipe düzüyorsunuz sonra.
Abi bi pencereyi açın ya.
İçeri bir hava girsin.
Metan gazından boğulacaksınız.
Haberiniz yok.

13 yorum:

  1. Muhtemelen birisi çok kızdırdı sizi ve alelacele haddini bildirirken buradan, bu önemli konuda toplumsal bilince de bir katkı sağlamak istediniz. Bu kanıya, yazılarınızda çok da sık rastlanmayan yazım hataları yapmış olmanız nedeniyle vardım :)
    Aslında, "Tecavüze uğrayan kadın kendini öldürsün!" diyen sakil varlıkların bulunduğu ve hatta şehirleri ya da ülkeyi yönettiği zihniyetin var olduğu bir coğrafyada, insan olmayı başaramamış evrim öncesi canlılara çok anlam yüklemişsiniz yazınızda. Zira bu tür, başkalarının cinsel eylemini orospuluk olarak nitelese de, kendileri, kolay elde edilen, başkaları tarafından ipotek altına alınan düşük ahlaklı beyinleri ile beyin orospularıdır.

    YanıtlaSil
  2. Birincisi fotoğraftaki kadının ayakkabısının ilginçliği dikkatimden kaçmadı, ikincisi her şekilde kadını aşağılamanın bir yolunu bulurlar. -ki bunu biz kadınlar da birbirimize yapmaktan çekinmiyoruz- Üçüncüsü ise Çınar Bey beni yanlış anlamayın ama her yazıda yazım hatası bulmakta üstünüze yok. Sevgileer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında en az erkekler kadar belki de daha çok yapıyoruz. En özeleştiri yapmamız gereken konulardan biri bu. Kadınlar birbirini başka kadınlar üzerinden aklamaya bayılıyor. Bir kaç yıl önce bir erkek arkadaşım şöyle bir yorum yapmıştı. "Bir mahallede dul bir kadın oturuyorsa bu en çok mahalledeki diğer kadınlara dert olur!" Hiç unutmadım o cümleyi. Gerçekliğine iç geçirerek...

      Sil
  3. Yok, elbette ki yanlış anlamam, fakat ben bi'parça yanlış anlaşılmışım. Hata bulmak demeyelim ona zira, aramadım. Okurken gördüm sadece. Bu hususa birinci defa değindiğimde, sevgili Oya, heyecandan kalbinin güm güm attığı bir söyleşi yapmıştı ve okurken gördüğüm hatayı, bu yüksek heyecana bağlamıştım. Bu defa ise, birine ya da bi'şeylere çok fena kızdığını ve bunun en taze anında bu yazıyı yazdığını düşündüm. Düşündüğümü söylemekle hata yapmış olabileceğimi fark ediyorum ama şimdi. Niyetim öyle olmasa da, imlada hata avcısı gibi, rahatsız edici bir görüntü arz ediyor olmalıyım. Bunun için blogger'ımızdan özür diliyor, Sarayburnu'nu gören bu hoş mekânda, kadehimi sevgili Oya ve siz "Kapılar Arkasındaki" dâhil tüm takipçileri için kaldırıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O birileri hep etrafımızda ve saymakla bitmiyor ama; bu kez bu yazıyı yazdıran o şahıs Tuğrul İnançer. Ulusal bir gazeteye verdiği röportajda böyle bir açıklama yapmakta zerre kadar beis görmemiş. Yazıyı öfkeyle yazdığım doğrudur! :)) Yazarken yansımış da olabilir. On parmak yazdığım için, hata yapma olasılığım aslında çok az ama bazen oluyor. Affola :))

      Sil
  4. Estağfurullah! Affa konu bi'şey yok. Hususa değinmemin tek nedeni, bi'şeylere çok sinirlendiğinize karine teşkil ettiğini düşündürmesiydi. Değilse niyet, hataya işaret etme küstahlığı ya da redaksiyon merakı değildi.

    İnançer'e gelince. O müptezelin hezeyanları, hiç bitmeyecek nasılsa. Hakim ideolojiden güç alan ve kadına, inandıkları ya da inanır göründükleri din kadar bile değer vermeyen güruhun, akli dengesi şaşmış kalemşorlarından. Onlara göre orospuluk(!) günah, hırsızlık mübahtır.

    YanıtlaSil
  5. Oya bloguna yazı koymasın da, başka yazarları mı okuyalım biz!
    İnsaf...
    Pazartesiye, şöyle bomba gibi bir yazı hazırlamaz mı insan! İstanbul, hayat veren iksir gibi değil mi sizin için! Şairin şiirinde mısra, ressamın tuvalinde renk, yazarın öyküsünde mekân olan; ıslak saçlarına, Kızkulesi'ni toka yapıp da takan bu kevaşe şehir İstanbul, bir size mi ilham vermiyor, bir sizi mi kışkırtmıyor yani!
    Misal, cumartesi Balat'ı gezdim ve bir roman çıkar o günden.
    Dün yağmurda deli gibi ıslandım ki bundan da, hiç değilse bir öykü taşar içimden şehrin sakinlerine.
    Tembelliği bırakın da hadi bize bi'kaç satır karalayın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çınar şahanesin ya! :) Bu kadar sadık okuyucu olduğuna göre artık adınla hitap edebilirim sanırım! :) Çok keyifle okuyacağını tahmin ettiğim bir röportaj geliyor. Ses kaydını çözmek çok meşakkatli bir iş, az çok tahmin edebilirsin diye düşünüyorum. Başka yazılar da geliyor...ama sen beni sıkıştır böyle :) hoşuma gidiyor bu durum. Hem motive oluyorum. Hem de kendimi sorumlu hissediyorum. Gün bitmeden röportajı yetiştiricem söz :))

      Sil
  6. Kuşkusuz adımla hitap edebilirsiniz efendim. Yazılarınıza sadakatim, bunu meşru kılar elbette :) Ben yine de, okuyucunun yazara saygısı çerçevesinde ikinci çoğulu kullanıyorum, seslenirken size. Tahmin edebiliyorum ses kaydı çözümü yapmadım hiç ama zorluğunu tahmin edebiliyor ve kolaylık diliyorum. Ben de, görev süremin azalması nedeniyle zamana iyice sıkıştığım şu işleri bitirmeye koyulayım, yazı gelene dek...

    YanıtlaSil
  7. 1,5 saat kaldı!
    Bir cezası vardır herhalde gecikmenin :)
    Sıkıştır, dediğiniz için bir görev bilinci ile hareket ediyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) Dediğin kadar sürmedi. Yayında!

      Sil
  8. Gördüm gördüm. Okudum da. Şimdi mi yazsam yoksa sabah mı onu düşünüyorum :) Yeni yaşımın ilk dakikalarına sizinle girmiş oldum böylece :)

    YanıtlaSil
  9. Diyeyim ben size, buraya uğrama alışkanlığımızı baltalıyorsunuz :)
    Sıkıştırılmayı da beklemeyin böyle hep. Azıcık da sürpriz olsun bize, bir yazı, bir yazı daha yollayın da :)
    Son röportajdan sonra, çok yorulduğunuzu düşünüp kısa bir firara mı kalkıştınız n'aptınız :)

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...