4 Ocak 2015 Pazar

Yirmi üç yaşında, bir erkek tarafından terkedilmek harika bir şeydir!

Benim "vadesi gelmiş" ilişkiyi bitirme şeklim,  teknik olarak Kadir İnanır'ınkine benziyor ama;  tam karşı cepheden baktığında. Şöyle ki, bugün biri kalkıp bana "hiç bir erkek tarafından terkedildin mi ?"diye sorsa göğsümü gere gere "Hayır!" diyebilirim. Ama aslında gerçeğin kendisi biraz tartışma götürür. Zira bir zaman bir magazin köşesinde Kadir İnanır'ın ilişki bitirme metodunu okumuş, ters açıdan bakınca kendiminkine çok benzetmiştim. Şöyle diyordu yurdumun karayağız jönü "Hayatımda hiç bir kadını terketmedim; ama iş o raddeye geldiğinde onların beni terketmesi için uygun zemini hazırladım onlara!" E kabul edelim akıllıca, Neyse işte, diyeceğim şu ki, ben de aslında hiç terkedilmedim "güya" terkedilmesine ama; ne zaman terkedileceğimi hissetsem (yanılmıyorsam iki defa oldu bu) hemen topukları yağladım. "Hadi canım, bize ayrılan sürenin sonuna geldik" diyip ferman buyurdum. Ama işin aslı işte,  dediğim gibiydi. Zaten o sınıra birlikte gelinmişti ki her ilişkide öyle olur bu aslında.





Dün bir sitede gördüğüm haberi bugün de Hürriyet yazmış. Adı Shebly Swink.  23 yaşında Amerikalı genç bir kadın,  düğüne günler kala terkediliyor;  ama o düğünü,  yani aslında kutlamayı demek lazım artık, iptal etmiyor ve aynı gün aynı saatte tüm arkadaşları ve ailesiyle birlikte olayı belki de "hayatının eğlencesi" haline getiriyor. Nedimelerle birlikte ellerine rengarenk boyaları alıp birbirlerini boyamaya başlıyorlar. Düğün fotoğrafçısı da o anları bir güzel fotoğraflıyor. Gerçekten çok eğlenmişe benziyorlar... Fotoğraflara da kızın "derbeder" olmak yerine seçtiği metoda da bayıldım...Ama ben aslında işin başka bir tarafındayım. Bu bir kompozisyon ödevi olsa ve birileri hadi bu olayın "ana fikrini" bize özetle dese söylenecek tek şey var. "Başına her ne gelirse gelsin, olayın kendisi değil senin nasıl bir duruş gösterdiğindir!" Nokta. Ama dedim ya; benim aklım başka bir yere gitti şimdi.
 Aslında çok da uzağına değil gene, yakınlarında bir yerlere. Bir zamanlar Sinan Çetin "film gibi" diye bir program sunardı hani. Annem hastasıydı. O gün o saat geldiğinde evde başka bir şey izlemenin imkanı yoktu. Gene o günlerden biri. Dizilmişiz ekranın karşısına maaile boncuk gibi. "Film gibi" izliyoruz...Konuklardan bir tanesi 30 yaşında bir adam. Sevgilisi tarafından terkedilmiş. Sinan Çetin'e de ağlamaya gelmiş. Anlatıyor...anlatıyor...anlatıyor...O anlattıkça benim içim şişiyor...Ağlamasın demiyorum; biz de acı çektik, çekiyoruz icabında ama; git evinde ağla di mi? Niye bana, niye Sinan'a ağlıyorsun!? Neyse ağlıyor işte, yapacak bir şey yok. Derken Sinan Çetin olaya noktayı koyuyor. Diyor ki genç adama " Bak sana bir şey söyleyim mi evlat! 30 yaşındaysan, bir kadın tarafından terkedilmek harika bir şeydir!!!" Bayılıyorum cümleye...o kadar hoşuma gidiyor ki kelimeler kifayetsiz anlatmaya. Hepsini geçtim, bizimkiler beni yetiştirirken içime ne kattıysa artık, 17 yaşımdayken bile böyle düşünüyordum. Neden 17 diyorum? İnsanın kalbi bir daha hiç o kadar ağrımıyor bence." Dünyanın sonu geldi hissi" ni insan en derin o yaşta hissedebiliyor sanki. Ya da benim için öyleydi. Ama görün bakın bir  baba olmuyor insana. Aşk acısından ölünseydi ben 17 yaşımda ölmüştüm...eminim.  Diyeceğim şu ki o zaman bile hayatın tek manasının aşk olduğuna inanmıyordum. Ne o eeen romantik filmlerde söylenen "dünya aşkın üzerinde dönüyor yavrucum" cümleleri ne de başka bir şey, dünyanın aşkın üstünde, altında ya da bilmem neresinde döndüğüne inandıramadı beni. Yani biraz kaba olacağım ama; dünyanın bi zikimin etrafında döndüğü filan yok. Kendi ekseni ve güneşle flörtünden başka. Seni beni kim takar. Bırakın bu ağızları Allah aşkına ya! Geçiniz... Elinize bir şişe boya alıp gezegeninizi boyamaya devam ediniz...Kıssadan hisse: Yirmi üç yaşında bir erkek tarafından terkedilmek harika bir şeydir. Yalnız ölme korkun yoksa eğer, aslında her yaşta öyledir. Zira Ergün Gündüz'ün de dediği gibi " Yalnızlığını seven, asla yalnız kalmaz!"  Ya telefon, ya kapı, birinden biri mutlaka çalacaktır!!! Sen çayı şimdiden koy derim ocağa. İlla ki bir "yancı" geçip oturacak karşına. Ha bir de boyalarını da sakın elinden bırakma. Renkler güzeldir...


6 yorum:

  1. "8 yaşındaysanız ve aşıksanız hayat çok güzel." diyen Cédric ile, Sinan Çetin'den tahvilen, "Yirmi üç yaşında, bir erkek tarafından terkedilmek harika bir şeydir!" diyen Oya arasında nüans var sadece. İkisi de, içinde bulunduğu anın tadına varmanın güzelliğini keşfetmiş. Zira insan, geçmişe üzülüp, gelecek için kaygılanırken bulunduğu anı ıskalayan tuhaf bir varlık. Bulunduğu anın tadını, hiçbir şeyin kaçırmasına izin vermeyen insan, hayatın sırrına ermiş olandır.
    Ben Sinan Çetin'in ve Oya'nın "harika"lı sözünden bir anlam çıkarttım ama elbette kendimce ve hayat felsefem çerçevesinde ama Oya'nın, Sinan Çetin'den o sözü işittiğinde hangi anlamı yüklediğini de öğrenmek isterim ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekliğinden çok etkilendim. Daha yürüyeceğin çok yol var diyordu çünkü. Gidilecek çok ülke, okunacak çok kitap, sevilecek çok kadın...Yani benim yorumum bu. Daldan dala atlamak değil ama bence burdaki kasıt. İnsan gibi görmemiz de şart değil. Hiç bir ülke görülecek son yer değil. Hiç bir kitap okunacak en iyi kitap değil. Ben aşkın gerçekliğine çok inanıyorum. Ama sonsuz olmak zorunda değil. Bir yerde bitmesi o aşkı yalan yapmaz. Bla bla bla :)) örnekler çoğaltılabilir ama hepsi de aynı kapıya çıkar. Özü buydu bence söylediğinin.

      Sil
  2. Teşekkür ederim efendim cevabınıza.
    Biraz da, yazmadığınız günleri telafi etsin diye verdiğiniz cevaplar, konuşturuyorum sizi :D

    YanıtlaSil
  3. Sayın yazar!
    Gazete köşesi olsa burası, işsiz kalmıştınız çoktan :)
    Hayat akıp giderken ve sosyal hayattan yazacak onca konu fışkırırken gayzer misali sıcak sıcak, siz neden susuyorsunuz, onları bize servis etmek yerine ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pazartesi sabah fırçayı yiyeceğim demiştim :)) Yanıltmadın beni! :) Ne desen haklısın. Önümüzdeki günlerde telafi edicem söz! :) okumaya yetişemiyceksin. Vur dedim öldürdün diyceksin. Daha da ne dersen artık ;))

      Sil
  4. Bence hiç de öyle sağanağa tutulmamıza sebep olmayın da, idareli kullanıp yazıları, kuraklık günlerine saklayın rezervleri :)
    Hazırlandığım Bursa ve İzmir seyahatlerim, yoğun geçecek çalışma günlerini fısıldıyor şimdiden kulağıma, lakin o yoğunlukta bile yetişirim sağanak sağanak gelse de sözcükleriniz :)
    Bu arada, fırça beklentisi ya da endişesine kapılmanızı sevdim. Diri tutar yazar kimliğinizi :D

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...