27 Şubat 2015 Cuma

YALNIZ BENİM İÇİN BAK YEŞİL YEŞİL...

 Sevgili günlük; sana bir takım haberlerim olacak. Aslında sağır sultan duydu. Facebook ve bilumum sosyal medya hesaplarımda bir aydır davul çalıyorum. Ama hala bilmeyen duymayan kaldıysa kısaca şöyle özet geçeyim. Malumunuz bir süre önce ücretsiz izne ayrılmıştım. "Tak etti canıma; mutsuzum!" deyip inzivaya çekilmiş idim.  Çok ayrıntıya girmeye gerek yok. Ba(ğ)zı olaylar ba(ğ)zı şekillerde gelişti ve ben devletle yollarımı tamamen ayırdım. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Ücretsiz iznimi kesip istifa ettim.Şimdi İstanbul Life dergisinde çalışmaya başladım. Mart sayısına yarın öğle saatlerinde,  değilse en geç pazar günü ulaşabilirsiniz diye tahmin ediyorum. Artık ben varım diye söylemiyorum! :) Şahane bir sayı oldu ben size diyeyim. Bir kere bu sayıda (bundan sonra uzun süre de) kapakta Ayşe Arman var. Derginin kapak röportajlarını artık o yapıyor. Bu sayıda orta doğu ve balkanların  en iyi seyahat uzmanı! :) Saafet Emre Tonguç'la birlikteler. Çekimlere 10 Karaköy Hotel'de başladık ve Karaköy'ün bütün sokaklarını (yağmura rağmen) karış karış arşınladık. Ayşe Arman bu! Yanına cümle kurmaya gerek bile yok. Her zamanki yaratıcılığını konuşturdu. Esnaf lokantalarına da girdi, mahalle kıraathanesine de, berbere de!! :) Daha fazla ayrıntıya girmiyorum. Kısaca yarın alın okuyun! Bir diğer mühim mevzu şu ki,  malumunuz bütün sosyal medya hesaplarımda benim adım Oya Çınar. Ne var ki Çınar benim soyadım değil göbek adım. Tren gibi başlayıp bitmediği için soy adımı kullanmıyordum. Dergide de yazılarım Oya Çınar imzasıyla çıksın çok istedim. Heyhat! Olmuyor(muş)! Basın kartında yazan isminle künyede yazan isminin aynı olması (kısaca gerçek ve tam adın) gerekiyormuş. Hiç bir istisnası yokmuş! Anlayacağınız çok istedim ama mümkün ol-a-madı. Ha merak edenleriniz olabilir. Ben de bilmiyordum bu sayede öğrenmiş oldum. Gazetelerde dergilerde değil ki soyadını kullanmadan yazmak,  tamamen fake isimlerle yazan birbirinden müstesna yazarlarımız mevcut. O nasıl oluyor? diyecekseniz siz de benim gibi. Yani ben dedim. Gazeteci kimliğiniz yoksa şayet, telifle yazıyorsanız mümkün(müş)! İşte bunlar benim için hep yeni bilgi oldu. Ahir ömrümüzde bunu da öğrenmiş olduk. Yapacak bir şey yok. Kıssadan hisse, yazıları görünce neden "Çınar" değil diye şaşırmayın. Yakın çevrem zaten biliyor;  ama bilmeyenler için de bu bilgiyi vermiş olayım.
 Dergide Mehmet Güleryüz sergi haberi ve röportajım var. Yeni mekan sayfalarımız için Fahriye Cafe'yi yazdım. "Kat kat çılgınlık" diye başlayan bir lezzet on mekan ve 50 lira ile bir gün haberlerini yazdım. Bir de mart ayı boyunca yapılabilecek etkinlikleri sıraladığımız ajanda sayfasını hazırladım. Şanslıyım ki bence İstanbul Life'in en güzel sayılarından biriyle başladım. Yani bence öyle oldu! Zira derginin bu sayısında gerçekten şahane şeyler var. Benden söylemesi! :) Tüm bu koşturma içinde neredeyse on beş gündür buraya yazamadım ama işte geldim burdayım! Bloga hiç bir şekilde ara vermeyeceğimi hep hep ve hep yazmaya devam edeceğimi de söyleyim şimdiden. O konuda da bir anlam karmaşası yaşamayalım. Zira ilk yazımda da söylediğim gibi "burası benim evim, kalem sevgilim...saçımı süpürge edeceğim bu duygu için!" Burda da röportaj yapmaya bazen gereksiz kişisel dertlerimle canınızı sıkmaya ya da işte şu ana kadar her ne yapıyorsam onu yapmaya devam edeceğim. Kurtuluşunuz yok! Bu da böyle biline. :) Şimdilik son bir dipnot olarak da fotoğraftan anlayacağınız üzere saçımı yer yer yeşile boyattığım bilgisini düşeyim! :) Aslında baya bildiğiniz yeşil ama telefonun ön kamerasından sanırım,  fotoğrafta çok belli olmadı. Kuaföre mor diye girip yeşil yeşil çıktım. Buna da niyet neydi akıbet ne oldu diyoruz işte. Ama ben sevdim. En azından şimdilik...Satırlarıma burada son verirken hepinizi sevgimle kutsuyorum! Beni bekleyin. Yine geleceğim. Hep geleceğim!...

4 yorum:

  1. Tesadüfün bu kadarı! Çınar, benim de adım olmayıp göbek adım ya işte, tesadüfün iğne deliğinden, tam o noktada geçtik :) Aslında bizim ailede yaygın bi'durum. Annemin, nüfus cüzdanında yazan ismin başka olduğunu çok sonralar, şaşırak görmüş, başka kadına anne dedim hissine kapılmıştım. Sunay Akın da böyle bir hikâye anlatmıştı kendisine dair :)

    Girişten sonra gelişme bölümüne zıplayıp, cesurca verilmiş bir kararın ardından başladığınız yeni hayatın, umduğunuzdan fazla mutluluk getirmesini diliyorum öncelikle. Henüz bakmadım ama, Dergi'nin bu sayısının öncekilerden daha güzel olduğunu peşinen kabul etmek mümkün, artık siz orada olduğunuz için ;) Bence o dergide, O.S. dönemi başladı. Dergi için büyük kazanç sizinle çalışmaya başlaması...

    Yeşil de pek güzel durmuş. Zaten, "Tanrı'nın yazdığı şiir..." gibisiniz, yeni bir mısra eklenmiş şiire bu renkle ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Teşekkür ederim Çınar. Umarım öyle olur! Şimdilik çok mutluyum. Hep böyle devam etmesini umut ediyorum...Finale yazdığın şiir dizeleri için ayrıca teşekkür ederim. ;) Dergiyi ve yazılarımı okuduğunda fikrini de ayrıca merak ediyorum...Bilahere bilgilendirirsen sevinirim ;)

      Sil
  2. İlk fırsatta okuyup, haddim olmadan naçizane fikrimi ileteceğim efendim ;)

    Aslında, dün Karaburun'a giderken almış olsaydım, zaman zaman inip de, berrak denizde kabarcık ve halkalardan şekiller yapan yağmurun yarattığı büyüleyici ses ve görüntü altında, Karaburun'un kalamarı, kaya barbunu ve sargos balığı ile ahenkli bir bütünlük arz eden anason kokusu eşliğinde okuyabilirdim ama sanırım bu haftaki yoğunluğum nedeniyle Ankara'ya kalacak İstanbul "Hayat"ına ram olmak :)

    YanıtlaSil
  3. Herhalde 21'inde bir yazı patlatır dedik ama nafile!

    Hani bahardı. Kuşlar cıvıldıyor, çiçekler fışkırıyordu canlanan doğayı müjdelercesine.

    Şurada hasta yatarken Oya'lanacak başka şeyler arayacağız anlaşılan o ki :)

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...