8 Mayıs 2016 Pazar

DÜNYADAN CENNETE MEKTUP!

Sevgilime saksıda bir çiçek almıştım. Verirkenki anım çok güzel değil aslında. Trafiğin ortasında yarım saat bekledim diye yüzüm düşmüş, sinir tepeme fırlamış, asabiyetlerden asabiyet beğeniyordum kendime." Derken geldi. Gayet kötü bir suratla verdim kucağına. "Buyur, hiç bir kızdan çiçek almış mıydın?" Güldü... "Çok incesin" dedi. "Huyum kurusun, fena sayılmam" dedim. Saksısıyla alınan çiçeği yaşatmak zordur ne hikmetse. Herkes beceremez. O da becerememişti. (Ben de beceremem. ) Çiçek sararıp soldu. Aradan baya bir vakit geçti. Bir gün çiçeği balkonda yeşermiş gördüm. "Aaa!" dedim. "Nasıl canlandı bu?" Yine güldü... "Annem ben onu canlandıracağım" dedi, "canlandırdı". Cennete gittiğinde ne kadar üzgün olduğumu gören herkes sevgilim için üzüldüğümü düşündü eminim. İlk akla gelen ve en makul tahmin. Onun için tabii ki çok üzüldüm ama benim bazen ne kadar 'bencil' olabildiğimi tahmin edemezsiniz! Ben en çok o kadar özel bir kadını daha yakından tanıma şansına sahip olamadığım için üzüldüm... İçinde kurumuş bir çiçeği 'canlandırma'niyeti taşıyan bir kadın, sevgilimin annesi olmasa da hep başımın tacı olacaktı! Öyle bir kadınla karşılıklı kahve içip saatlerce tatlı dedikodu yapma şansını kaybettim. Ona (belki... bazen... ) oğlunu çekiştirme şansını kaybettim. Ona kendimi anlatma, ondan O'nu dinleme şansını kaybettim. Onun aşkı nasıl tarif ettiğini öğrenme şansını kaybettim. Heyecanlanınca nasıl tepkiler veriyordu bedeni mesela? Avuçları terliyor muydu? Sesi titriyor muydu? İlk tanıştıkları yıllarda bile olsa, sevgilimin babasını kıskanıyor muydu? Ne zaman neye yüzü düşüyordu, ne zaman neyle gözleri kocaman parlıyordu... Sık sık sosyal medya hesabından Türk Bayrağı fotoğrafı paylaşırdı. Ona "Biliyor musunuz, ben milliyetçiliğin dünyanın en boş ideolijisi olduğunu düşünüyorum" desem bana kırılır mıydı? Ya da ben bu fikrimi 'kralı' gelse bu netlikte söyleyebilecekken Ona bu şekilde sorabilme cesaretini bulabilecek miydim acaba? Çünkü O kralın KRALİÇESİYDİ! (Muhtemelen yumuşatarak soracaktım. :) Hem, onun tanımladığı milliyetçilik nasıl bir milliyetçilikti? Ben mi önyargılıydım?
Bunların hiçbirinin cevabını (Ondan) öğrenemeyeceğim artık. 
Bende canlandırdığı çiçeğin bin ömre sığacak kadar hatrını bırakıp sonsuzluğa gitti.
İnsan böyle zamanlarda 'inanmak' istiyor. Cennete inanmak istiyor... Onun (bana gelene kadar...) kimlerin kendisinini ne kadar sevdiğini, nasıl hayranlık ve saygı duyduğunu bir şekilde hissedebilmesini umuyor... 
İnsan, "Anneler Gününüz kutlu olsun" dediğini duysun istiyor...
...
Anneler Gününüz kutlu olsun...

Sevgimle...
Gülümseyerek...

Oya :) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...