28 Ekim 2012 Pazar

Hayat!

Sabah sekiz buçuk akşam beş buçuk mesaisi olan bir hatun kişiyim ben.
"Yeniden başlamak" diye bişeye inandığımdan değil, var olana yeni bir anlam katmanın peşindeyim.
Orayı da gezdim şurayı da gördüm, falanca yerde şahane bir şarabın tadına baktım, bilmem ne sosuyla bilmem neyi karıştırınca lezzetin kralı  çıkıyor ortaya!
Şöyle yürürüm, böyle kaçarım,  karanlıkta  uçarım.gel biraz konuşalım!
Sana neler  anlatacağım!!!

Gibi...gibi..hayat deneyimleri aktarmak niyetinde değilim. Onları da araya sıkıştıracağım kesin. Ama benim "derdim" o değil.

Duygu dünyamı, ağdalı arabesk aşk acılarımı, terkettiklerimi, terkedenlerimi, en dibe ne zaman düştüğümü, en yükseğe ne zaman çıktığımı, hangi arazide daha iyi koştuğumu,  hangi dağın rüzgarında savrulduğumu,hangi güneşin ateşiyle daha iyi kavrulduğumu, hangi denizlerde yüzerken boğulmaktan korktuğumu, hangi suya hiç korkmadan balıklama daldığımı...
Siyasi  görüşümü, inandığım Tanrı'yı,
Biraz  inandıklarımı, hiç inanmadıklarımı....
İnanmayı çok isteyip de inana-ma-dıklarımı...
Sorgusuz sualsiz teslim olduklarımı...

Uzar gider bu liste.
Hepsinden biraz işte, ama işin özü bunların hiçbiri değil.
Sana "bişey anlatmak" evet; ama  bi şey öğretmek mi?
Asla! :)
Sırf eylemin kendisini çok seviyorum diye,
Sırf yazarken ruhum özgürleşiyor diye.
En yakın arkadaşıma anlatamadığım ayrıntıların, yazarken kalemimden yağ gibi damladığını
hissediyorum. Tek alameti farikam da bu olsa gerek.
Yazarken özgürleşiyorum.

Birbirine aşık iki insanın  elele tutuşmasını, birbirina aşık olmayan iki insanın  sevişmesinden daha kutsal, daha mahrem daha özel buluyorum ben.
Sırf bu yüzden,
Sekiz buçuk beş buçuk  arası devlete yaptığım hizmetten,
daha gerçek, daha kutsal daha "ben" olduğum bi yer.
"iki satır" arası,
burası benim evim,
kalem Sevgilim...
Saçımı süpürge edeceğim, bu duygu için...
Ruhumu teslim edeceğim her hecesine.
Hesap sormayacağım "geç" geldiğinde!
Kaç gündür nerdesin diye???
Ne zaman nasıl gelirse... başım gözüm üstüne!
Ve o duygu geldiğinde,
Fotoğraflara hikayeler yazacağım.
Bi yerimden, hadi tahmin et "neremden" uyduracağım? :)
Hani romantik aşk filmlerinde esas oğlanla esas kız tam öpüşmek üzereyken, ya reklam girer, ya da kapıdan gereksizin biri.
Çok yaklaşırlar...hep yaklaşırlar da
bi türlü öpüşemezler.
Hayatın fotoğraflarını  kalemin ucuyla öpüştürme hevesi işte,bu benimkisi.

Doğru tahmin!
içinde aşk var,
içinde kanım dolaşıyor,
içinde heyecanlanıyorum.
İçinde umudum  var!
İçine sevgimi kattım.
İçinde"hayat"var!

Belki hiç kolay olmayacak,
Belki burada da önüme engeller koymaya uğraşacaksın.
Tüm ruhumu soyunduğumda üstüme şal atmaya, beni kapatmaya çalışacaksın.
Ama düşün ki ben, hayatın içinde, nefesini hep ensemde hissettiğim anlarda bile  "ben" olmayı başardım. Benim en zayıf, senin en güçlü olduğun sahalarda bile tüm gücümle savaştım da,
şimdi burda, kendi kalemde mi yenileceğim sana!?
Bırak allahaşkına! :)







Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...