Kayıtlar

Gezi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sevgilim onlar doğaya düşman

Resim
Konuya biraz felaket tellalı gibi gireceğim ama zaten Sağır Sultan'ın bile duyduğunu farz etmek istiyorum; Belgrad Ormanı, Maçka Parkı ve hatta çok da uzun olmayan bir vadede Üsküdar Sahili için tasarlanan hain planları... Hani önümüze geleninin 'vatan haini' diye gözünü oymak istiyoruz ya şu günlerde. Buyurun, "Vatan hainliği öyle olmaz, böyle olur, göz öyle oyulmaz böyle oyulur" diyor açıktan birileri. 'Tehlikenin farkında mısınız?' Ya da ne kadar farkındasınız? Biliyorum, yaşam kalitesinden tek anladıkları gideceği yere en kolay ve en hızlı şekilde ulaşmak olan birilerine yeşilden, doğadan, nefes almaktan söz etmek biraz komik kaçıyor ama ben yine de deneyeceğim şansımı.  Bir yılı aşkın bir süredir Üsküdar'da yaşıyorum. Yerlisi olarak bir tavsiyem var: Hafta sonu geldi mi, sahil boyunca oluşan o izbe kalabalığı bir an için sil hafızandan. Fırsatın varsa hafta içi, erken saatlerde hiç olmadı 10 dakikalık bir yürüyüş için düş yola. Ya da bir ya...

BIRAKSAN UÇACAK SANKİ!

Resim
Dün gece bir rüya gördüm. Yogaya başlamıştım. Gülme! Gebertirim. :) Bir pazar sabahıydı, evden bisiklete atlayıp, Caddebostan'ın yolunu tutmuştum. Cihangir Yoga'ya varınca bisikletimi önüne parkedip, içeri dalmıştım. Birkaç saat sonra çıktığımda kuşlar gibi hafiftim. Tavsiye ederim... :) İyi geliyor... rüyası bile!  Tamam, sadede geliyorum. Yaz başından beri çok istiyordum. Ama hep bitmeyen işler, nasılsa düzenli olarak devam edemeyeceğimler, vakitsizlikler, onlar, şunlar, hatta sizler! Evet sevgili insanoğlu, bazen hepiniz fena halde sinirime dokunuyorsunuz. Öyle zamanlarda ertelemek için her şey bahane oluyor. Zaten insanlar da çok 'kötü!' ben de yoga neyim yapmayacağım anasını satayım filan diyordum. :) Tamam tamam. Şaka ediyorum yahu! :) O kadar uzun boylu delirmedim.  Hepi topu şurda yüksek sesle konuşuyorum. Rahatsız olan ya şimdi ekranı kapatsın, ya da sonuna kadar sessizce okusun lütfen.  Kendimi çok kötü bir halde suç üstü yakaladım.  Evet, resmen...

BUKET UZUNER : BEN NEDEN 'BEN'İM' DE BEN 'SEN' DEĞİLİM

Resim
  Lisedeyim. Bilenler bilir. Ankara’ da, meşhur Hergele meydanından, Gençlik Parkı’na doğru süzülmekteyim. Omzuma bir el değiyor belli belirsiz… arkamı dönüyorum Ayhan! Ama yani şimdi, Ayhan’ı size nasıl anlatsım… Ayhan’ın bir ela gözleri…bir ela gözleri… bir ela gözleri var… Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim... “Gözlerini bir kapatsana aşkım” diyor… Kapatıyorum…Ellerimi tutuyor… Sanırsınız avuçlarım ateş alıyor... Öyle bir hal! Ayhan bu işte! Yangına körükle gidiyor… işkenceyi uzatıyor… İtiraf edeyim, sonunda o büyük an geldi, dudaklarımı öpecek zannediyorum! Heyhat! Gelmemiş! O gün  daha ‘o gün’ değil(miş)… Avuçlarıma dört köşeli “bir şey” bırakıyor… Eşşek değilim ya! Anlıyorum… Bir kitap. “Aç şimdi” diyor. Açıyorum… Kapağında şöyle yazıyor: İki Yeşil Susamuru Anneleri Babaları Sevgilileri ve Diğerleri… Öyleyse kayıtlara geçsin. Bukez Uzuner benim “ilk aşk”ım. En güzel ilk gençlik anılarımda, hep başucumda duranım! Şimdi, büyüdüm de, O’nunla röport...

BİR KEMENÇE USTASI: ŞEYDA HACIZADE

Resim
Tophane'den kaptırmışım kendimi, Galata'ya doğru yürüyorum... Derken minicik bir kapıdan, çok tesadüfen kafamı uzatıyorum. İçerde bir şeyler beni çekiyor ama daha girene kadar aslında ne olduklarını bilmiyorum. Zira dışardan baktığınızda aslında hiç bir şey anlaşılmıyor. Ben oranın bir oyuncak ve kukla atölyesi olduğunu bilmiyordum. Orda öyle bir mekanın olduğunu da! Kapıda bir tabela yok. Burası da "şöyle bir yer" dedirtecek en küçük bir işaret yok. Dükkanın camında size "hadi gelsene, beni sevsene" işareti çeken süslü bir şeyler de!  Dediğim gibi bunların hiç biri yoktu ama ben bir şekilde "çekildim" o kapıdan içeri. Görünmez bir el, ya bileğimden tutup çekti, ya da arkamdan itekledi. Orasını bilemiyorum. Bildiğim bir tek şey var, o atölyeye ve orda "can" bulmuş her şeye aşık oluyorum! O beyaz tül perdelere, küçük kukla adamlara, çalışma masasının önündeki duvarda asılı çerçevelere... ya da geçelim hepsini yahu! Ruhuna aşık oldum, r...

ESKİ YENİ BİR ARADA SEN ARADA SIRADA UĞRA BURALARA!

Resim
Moda! Şu ara benim kalbimin attığı yer! Hem bin yıllık sevgilim gibi. Hem yeni tavlamaya çalıştığım oğlan gibi. Ve ikisi aynı kişi! Nasıl oluyor demeyin. Bazen öyle olur işte. Hem her yerini karış karış biliyormuşsun gibi bir yakınlık hissi...hem her an alabora olabilirsin, altın kaygan zemin...küt diye tepe taklak edebilirmiş gibi seni! Sürekli tetikte bir ruh hali. Elini uzatsan tutacaksın belki...belki uzatıyor gibi yapıp kaçırıyor kendini... Sence hangisi? Senin de kafan karıştı şimdi di mi? :) Tamam uzun ettim. Sadede geliyorum. Bir zaman oldu aslında ben Fahri'yi keşfedeli. Çok değil bir iki ay önce. İşsizdim. Fakir edebiyatına da hiç gerek yok şimdi ama; o kahveyi içsem çıkınca kendime bira ısmarlayamayacağım yani. Zor tercih-ti. Boşver birayı kızım dedim. Allah sevmiş işte seni. Senin kafa doğuştan güzel. Sen şurda bir kahveyle de kafa yaparsın şimdi. Ve yaptım... Allah seni inandırsın Fahriye Cafe 'den çıktığımda kafam bir milyondu. Ama şimdi onu sana nasıl anlatayım...

YEMEĞİ YEMEYİP TADANLAR HAYATTA HER ŞEYİN AZICIK UCUNDAN ALANLAR!

Resim
Herkes benim gibi olmak zorunda değil. Ben nasıl desem...her şeyi biraz taşkın yaşarım. Büyüte büyüte...Mesela aşık olduğum adamın yanağına kibir kibar çıtı pıtı bir öpücük konduramam pek. Çok yorgun değilsem şayet! :) Ya kocaman coork diye öperim. İki mahalle öteden duyulur sesim. Ya da mümkünse direk ısırırım filan.Yemeği de öyle çok kibar kibar yiyemem. Hele ki kan şekerim filan düşmüşse, elim ayağım titremeye başlamışsa...çekilin önümden. Allah yarattı demem. Bir tek hayatta beni çok heyecanlandıran şeyler karşısında iştahım kesilir. Mesela yolculuğa çıkacaksam valiz hazırlarken, mesela uçaktan atlayacaksam (bu yıl kesin atlayacağım,şayet ölmezsem:)) mesela çok özlediğim bir insanı göreceksem bla bla bla. Var bir kaç şey daha ama hepsini sıralamaya gerek yok şimdi. Siz anladınız beni. Bugün bir arkadaşım bir olay anlattı. Eski çalıştığı yerde yazdığı bir yazıda  "acıktık, yedik" kelimelerini kullandı diye uyarılıyor. Neden? "Çünkü yemek yenilmez, tadılır" deni...

MAL DA YALAN MÜLK DE YALAN GEL BİRAZ SEN DE OYA'LAN!

Resim
İki yaz önce arkadaşım Özlem'le  Yunan adaları turuna çıktık.  Bütçe kısıtlı  tabi.  Aldığımız kabin en kötünün bir üstüydü. Ev değil ki bu, apartman boşluğunu mu göreceğiz acaba camdan desek... Tahmin bile yürütememiştik. :) "Muhtemelen penceresi filan yok; suyun içinde öyle kaya kaya gideceğiz bir şekilde, yapacak bir şey yok" demiştik. Sonra o odaya girdiğimiz an. Aman Allahım! Bana biri bir gün,  hadi mutluluğun resmini çiz dese, o anı çizmeye çalışırım. Özlem için de buna yakın bir duygu olduğuna eminim. Zira elleri titremişti heyecandan. "Oya şu ellerime baaak!" demişti yavrucum. Sanırsın kan şekerimiz düştü. Öyle bir heves, öyle bir nefesin ağızdan girip çıkacak yer bulamayışı...İçimizi patlatacaktı anasını satayım! Hayalimizin çok çok ötesinde bir oda. Camda perde var ama; korkuyoruz açmaya. "Açınca deniz mi görünecek sence Oya?" Bilmem...geminin motoruna bakmıyorsa kesin denize bakıyor bu pencere Özlem! Hadi aç da ne olacaksa olsun. Bitsin b...

NUN VINTAGE COFFEE & DENİZ HANIMEFENDİ!

Resim
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde İstanbul'un Moda mahallesinde bir Deniz hanımefendi yaşarmış. Bu Deniz hanımefendi o kadar güzel o kadar naifmiş  ki Allah esirgesin(miş)! Akıllara ziyanmış! Elemtere fiş kem gözlere şiş(miş)! :) Neşeli, bıcır bıcırmış. Yeter mi? Yetmezmiş! Üstüne üstülük  çok yetenekli, çok yaratıcı bir o kadar güler yüzlü ve misafirpervermiş. Çok güzel kurabiyeler mi yapmıyormuş mesela; egzotik bir adadaymışsın hissini veren aromalı kahveler mi...Sen aslında "aklımda türk kahvesi vardı ama; şimdi kafam karıştı" diyormuşsun, o da sana "tamamdır, onu beğenmezsen türk kahven benden, üstüne onu da yaparım" diyormuş. Nasıl yani? Alice Harikalar Diyarında mıyım ne!? Tamam başa sarıyorum. Hikayemiz şöyle başlıyor aslında. Günlerden Cuma. Canım İstanbul'um yine güneşli. Evde Hatun'umla (köpeğim) güle oynaşa vakit geçiriyoruz. Ben onu öpe öpe maymuna çeviriyorum. "Bana bak! şu ağzının kenarı var ya, hastayım bak ona, bi gü...

GRANDMA: NE DİYOSUN KALBİMİ FETHEDİYOSUN!

Resim
Her zaman olmaz tabi; ama arada böyle güzellikler yapacağım sana! Hadi gene iyisin. Bu kıyağımı da unutma! Galiba "işin içinde iş var" diye buna diyorlar. Demiyorlarsa da sen bunu biraz öyle anla. Zira kendimce çok mühim bir işim vardı o gün. Bir yeri arıyordum ki, Grandma'yı gördüm. E vaktim de vardı biraz. Hemen çömdüm. :) Bir türk kahvesi söyledim kendime, değmeyin keyfime. Tam o sırada olan oldu işte, kafamı içeri doğru çevirmemle o minik şişeleri görür görmez yerimden fırlamam bir oldu. E malumunuz "şehvet" bu. İçinde durduğu gibi durur mu? Evet! Benim tatlıya zaafımı ancak bu kelime açıklar. Ne diyordu Ezel Akay? Hemen hatırlayalım. "Ye demeli o sana! Bak dememeli. Bana çatal ucuyla batır, bana kaşıkla dal!" İşte aynı bunun gibi. İçimdeki "en ilkel Oya!" su yüzüne çıkıyor böyle zamanlarda. Dalmak istiyorum hepsine anasını satayım. Belki hayatımın aşkı o sırada yanımdan geçecek, benden tiksinecek! Kim takar??? :) Yani ben takarım gen...

AKLIMI BAŞIMDAN ALAN KİTAPÇI: MİNOA CAFE & BOOKSTORE

Resim
Aynen Cem Yılmaz'ın kadınların periyodik dönemlerini anlatırken ifade ettiği gibi "hallerim" var benim. Ama sadece o dönemlerde olmuyor bu. Takvimlerden bağımsız olarak,  hatta bazen aynı gün içinde gidip gidip geliyorum oralara. Kendi kendime halleniyorum işte. Durduk yere canım sıkılıyor, biri sanki elinde bir tornavidayla ruhumun içini oyuyor, ordan da artık duygu dünyama ait ne kadar iç karartıcı şey varsa, bulup su yüzüne çıkartıyor. Sonra da sanki hepsi "yeni hayal kırıklığı, yeni can sıkıntısı, yeni bilmem ne" gibi salıyor üstüme. İşin yoksa uğraş dur.  Kişelemem lazım. Ama nasıl? İşte benim "sürtüklüğüm" oradan geliyor. Gezmeyi, yeni yerler görmeyi, yeni bir şey "keşfetmeyi" bu kadar sevmem bundan. İyileşiyorum...Sokaklar, yeni kitaplar, yeni mekanlar, yeni bir dünyanın eşiği gibi geliyor bana. Ordan adımımı atınca,  sadece o zaman zarfı için bile olsa (ki değil, etkisi bir müddet götürüyor insanı) unutuyorum her şeyi. Hoş buna da Ş...

Pera Müzesi sokak sanatları sergisi. Sesime gel...

Resim
Duvarların dili var. Konuşuyorlar...hem de her dilde. Mekan Pera Müzesi ve  duvar resimleri (yanılmıyorsam) ilk defa bir müzede sergileniyor. Son gün 5 Ekim. Yani daha zamanınız var. Hastası olan, yere göğe koyamayan, şurda daha iyileri var denildiğinde ayağını taştan esirgemeyip  saatlerce yol tepenimiz de var; hadi canım sanat mı bu yani şimdi diyen, dudak büken, daha ileri gidip görüntü kirliliği diye üfürükten savuranlarımız da. Ama siz onlara kulak asmayın derim ben. Zira onlar her şeyi öyle üfürükten savuruyorlar zaten! Sevmeyen ilgi duymayanlar için söylemiyorum tabi bunu. Sevmediği her şeyi öteleyen, küçümseyenlere sözüm. Doğru hedefin altını çiziyim de ben. Gereksiz alınganlıklara mahal vermeyelim değil mi? :) Sözün özü ben  seviyorum... Öğrenir öğrenmez de koşa koşa gittim. Çok eğlenceli bir bir saat geçirdim. Gitmek isteyen yolunu özellikle düşürür zaten. "Hiç aklımda yoktu ama bugünlerde oralardan yolum geçecek aslında"  diyen de  bi düşünsün. Elçi...

Çağır o gelsin!...

Resim
Gözlüğümün camı kötü patlamış evet; ama bu benim günahım değil, yanımdaki dünya yakışıklısının hiç değil! Fotoğrafı çeken arkadaşa geri kalan hayatında başarılar dileyip burdan böyle dümdüz  geçelim o vakit. Konumuza gelelim.  Gerçi önce şuna bir açıklık getireyim. Oya işi gücü bıraktı mekan avına çıktı diye düşünmeyin.  İkidir üstüste denk geldi sadece. Bazen denk gelir öyle!...Ayrıca bu şehir dişi, bu şehir doğurgan sa elden ne gelir! Bazen sadece teslim olmak ve tadını çıkarmak gerekir! diyorum ve bu kez çok gerekli dipnotu hadisenin başına çekiyorum;  mekana gidecek kızlara çok mühim bir tüyo veriyorum. Kızlar: dikkat kesilin!! Sakın ola ki olay mahalline manitanızla gitmeyin. Benden söylemesi. Hayır şeytan doldurur filan, Allah korusun! Bir aile faciasına neden olmak istemeyiz değil mi? Zira fotoğrafta gördüğünüz üzere,  sahibi evlere şenlik. Hani şurda ayıp olmayacak olsa, diyeceğim ki bal dök yala! Dünya şekeri, inanılmaz sempatik, bi o kadar da yakışık...