23 Mart 2014 Pazar

Bıyıklı göbekli Mustafa Efendi'nin aşık olmaya hakkı yok mu?

KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN

İyi bir film izleyicisi olduğu için önce ona sordum. Kesin izlemiştir mantığıyla.
-Selim Ferzan Özpetek'in son filmini izledin mi?
-Hayır izlemedim. İzlemeyi de düşünmüyorum.
-O ne keskin bir cevap oldu öyle be! o niye?
-Bütün yönetmenlerin şu klasik esas oğlan fotoğrafından çok sıkıldım. Sanki göbekli Mustafa efendi'nin aşık olmaya hakkı yok(muş) gibi. En büyük aşklar ille de Büst gibi oğlanlarla manken gibi kızların arasında yaşanabilir(miş) gibi. Bi tanesi de altarnetif bi karakter yaratsın sahiden. Dişimi kıracam.
Tam burda bi açıklama düşmek istiyorum. Selim yakışıklı bi velettir. En azından ben öyle buluyorum :) Bu bir kişisel kompleks eleştirisi değil yani. Yaptığı tespite bayıldım ben. Üstelik geçen hafta bir Ferzan Özpetek röportajı okumuştum ve aynen şöyle söylüyordu. " Anti kahraman yaratmak istedim!"
Peki bir esas oğlan mühendis değil de musluk tamircisi olursa ya da biraz kıroysa  bu anti kahraman yaratmaya yeter mi ?
Anti kahraman her şeyiyle "ayrık otu" olmaz mı? Her şeyiyle farklılığı çağrıştırmaz mı? Kaldı ki ben artık günlük hayatın da anti kahramanlarla doğlu olduğunu düşünüyorum. Sadece böyle bakacaksak tabi. Öyle bi dönem öyle hayatlar yaşıyoruz ki. Neredeyse herkesin karakterinde marazi bi taraf, karanlık bi çukur var. En kendinden emin, özgüven abidesi gibi duran insanların inanılmaz zayıf tarafları, zaafları var. Dünyanın en entellektüel adamı sandığın adamın içinde yatan, uygun bir çatlak bulunca küt diye ortaya çıkan bi kıro; en şehirli en modern görünen kadınların içinde gönüllü bir köle var. En durgun suda yüzüyor gibi görünen insanların, içinde ne depremler yaşadığına ve bunu nasıl ustalıkla sakladığına çok sık şahit olmuyor muyuz? Diyeceğim o ki bence sokak anti kahraman dolu. Dediğim gibi sadece bu çerçeveden bakacaksak. Bunlara gözümüz gönlümüz çok alıştı sahiden de. Romanlarda böyle değil mesela. Erkeğin de kadının da kusurlarının altı çok net çizilir. Daha bugün okuduğum kitapta adam deli gibi aşık olduğu kadını anlatırken burun deliklerinin bi zencininki kadar büyük olduğunun altını çiziyordu ve pejmurde gibi giyindiğinden dertlenip duruyordu. Çünkü özünde budur. Nasıl ki hayat boyu dünyanın en düzgün adamını arayıp, gitip dünyanın en sahtekar adamına aşık olmaya engel olamıyorsak, fiziksel olarak da kafamızda hep idealize ettiğimiz kadın ve erkek profilinin çok uzağında insanlara da aşık olmuyor muyuz hiç?  Balık etli Zerrin'le göbekli Mustafa arasında çok tutkulu bir aşk yaşanamaz mı sahiden? Sokakta ya da film izlerken tamam. Karşılıklı şakalaşırken de tamam. Erkekler kadınların fiziksel özellikleriyle bazen ciddi ciddi bazen şakayla kafa bulabiliyor. Hafif kilolu diye sevgilisininin yanağından "tombişim benim" diye makas alan erkek illa ki var. Ama ben sevişirken ya da yatakta hiç bi erkeğin ya da kadının partnerinin yan yatınca sarkan göbeğini sorun ettiğini sanmıyorum. :) Mutlaka istisnalar vardır ama; aşkın gözü gerçekten kör. Buna kalıbımı basarım! Yani aslında kör dediğim görmemek değil gördüğünü olumlamak.  Gerçek aşık kusur görmez çünkü,  kusur kapatır. Tüm engebeleri dümdüz eder. Hal böyleyken hakkaten de  niye (belki kassak bir kaç aksi örnek buluruz ama) bütün filmlerde kahramanlar bu kadar yakışıklı ve güzeller? Halbuki sanatın en temel görevlerinden biri olanı olduğu gibi vermek değil mi? İdeal olanı değil de gerçeğe en yakın duranı? Tamam adı üstünde sanat bu. İlla ki kıyısından köşesinden süsleyeceksin ama; gerçekliğinden de bu kadar koparma yani.
Selim haklı! :)

15 Mart 2014 Cumartesi

Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmazmış!

Halimizi bundan daha iyi anlatan bi cümle yok heralde. Tam da bu durumdayız. Daha fenası burnumuzu da geçti. Siz ne hissediyorsunuz bilmiyorum ama; hakkaten boğulmak üzereyiz. Bata çıka gidiyoruz. Kişisel gündem diye bi şey kalmadı. Bi kitap oku, bi film izle, ne bileyim dip boyan gelmiş mesela, git kendinle uğraş biraz. Ya da sevdiğin bi arkadaşınla otur lak lak yap.  Yok. Olmuyor. Bi an evet. Sonra gene aynı kısır döngü. Aynı isyan. Aynı endişe. Her şey dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. "Ne olacak halimiz?" Hakkaten nereye doğru gidiyoruz? Frenimiz patlamış gibi yokuş aşağı yuvarlanıyoruz resmen. Her yer kaygan zemin. Her yer mayınlı. Eğer sokaktaysam, nerde ne yapıyor olursam olayım, beş dakika geçmeden önümden bir liseli grup geçiyor. En fazla 15-16 yaşlarında hepsi. Gezide de en çok onlar vardı. Şimdi gene en çok onlar var.
"Berkin'in hesabını soracağız" diyorlar. Hepimizden daha cesur hepimizden daha protestler. Burunlarının dibinde gaz bombası atılıyor. Tırsmıyorlar. Gülüyorlar...kahkaha atıyorlar resmen. "Lan lan lan gene attılar" diyip konumlarını değiştiriyorlar sadece.  Aklıma Emma Goldman'ın "Dans edemediğim devrim, benim devrimim değildir!" cümlesi geliyor gene. Ağızlarından köpükler saçarak değil, yahu bildiğiniz eğlenerek isyan ediyor bunlar. Onlara bakınca insanın içinde iyimser çiçekler açıyor..."Hayır!" diyorsun. Hayır, hiç bi şey o kadar kötü değil aslında. Sonra eve geliyorsun. O lanet olası kumandayı almayım diyorum elime. Olmuyor. Açıyorum...Başlıyor bizimki. Antalya'da aynı muhabbet, Rize'de aynı mühabbet, Konya'da aynı muhabbet. Elinde mikrofon kükrüyor bizimki. "Biliyorsunuz, ben bir şiir okudum"diye başlıyor. Ulen sanırsın aşk şiiri okumuş. Onu da geçtim hakkaten zıkkımın dibini oku diyesim geliyor. Avamlaşıyorum. Babannemin kullandığı ne kadar deyim varsa hepsini sırayla sayıyorum. Yetmiyor ki. Kesmiyor. Sakinleşemiyorum...Çünkü sürekli kaşıyor. Sürekli kışkırtıyor. Sürekli tahrik ediyor.
İyi de karganın günahı ne?
Onun bi günahı yok.
Teşbihte hata olmazmış.
Bu da o misal.
Çok kızgınım...!


Filmmor Kadın Filmleri Festivali

Temasına bayıdım. Her yıl başka bi şeyin altı çiziliyor. Bu yılki Kendine ait bir cüzdan. 12.si düzenlenen bağımsız Uluslararası Gezici Filmmor kadın filmleri fevtivali bugün başlıyor. Bütçesizlikten sanırım, yalnızca İstanbul, Adana, Mersin ve Muğla'da olacaklar(mış).

CÜZDAN KADININ ÖZGÜRLÜĞÜDÜR

Ne sadece yaşadığımız zamanın ne de sadece bizim derdimiz değil evet. Dünyanın her yerinde kadın emeği ucuz. Dünyanın her yerinde kadın sorunu diye bi şey var. Ha oranları değişiriyor tabi.  Bizim bildiğiniz maaşallahımız var. Neredeyse her iki akşamdan birinde ana haberde bir kadın cinayeti haberi oluyor.  Ya ayrıldığı sevgilisi, ya eski kocası, ya kocasının bilmen ne menem götü çatı tarafından öldürülen kadınlar... "Bizim kadınlarımız...!" Çünkü yalnızca birlikte olduğumuz erkekler değil, önünde iki santim bi şey sallanan her mahlukat kendini bizden sorumlu tutuyor. En son kocasının askerden gelen erkek kardeşi tarafından öldürülen kadın haberini izlerken isyan etmiştim televizyonun karşısında.
Neye yarıyor?
Hiç.
Konuşmaktan nefesimiz kesiliyor da birilerinin içinde yaprak kıpırdamıyor.
Çocuk gelin diye bi tabirimiz var. Çocuktan gelin olur mu? Oluyor. Bize nekrofili diyen zihniyetle aynı zihniyeti taşıyanların sürdürdüğü bi gelenek üstelik. 
Neyin haberini yazacaktım, yazı nereye gidiyor?
Geldiği yer burası.
Yapacak bi şey yok.
Bıraktım.
Bu da böyle dağınık kalsın.
Herkes içinden alacağını almıştır sanırım.


dipnot: ayrıntı istiyorum diyorsan : http://www.filmmor.org/?sayfa=3

11 Mart 2014 Salı

Güle güle Berkin...

Kim bilir daha kaç kez kalkacak o yatağın "sağından" ve kaç kez dönüp küfredecek "soluna"...
Sol yanı çiçeksiz onun! Sol yanı çorak. Sol yanından dere akmıyor... O yüzden sevmiyor ordan koşup gelen çocukları ve sevmediği her çocuğun da ordan geldiğini sanıyor...O paranoyak Berkin. Keşke sen o'nun kusuruna bakma diyebilseydim.

Bu kadar ileri gidebileceğini hiç birimiz hesap edememiştik Berkin. Hiçbirimiz.

O hala elinin kanıyla bize kükrüyor biliyor musun? Sevmediği her çocuğu birbirine benzetiyor. Hepimizi bi yerden gözü ısırıyor onun. Hepimizi aynı bok çuvalının içine tıkıyor.

Bunlar ateist, bunlar terörist, bunlar çapulcu, bunlar ayyaş, bunlar bok kısaca. Bunlar tu kaka çocuklar...Hepimiz sakıncalı piyadeyiz onun için.
Seni teselli edecek tek kelimem yok benim. Üç gün sonra hepimiz kendi hayatımıza dalıcaz. Geciken faturalarımıza kayacak aklımız. Geç gelen yemeğe, ansızın kesilen telefona, yetişmeyen işlere, aramayan sevgiliye kayacak.
Herkes kendi hayatına dalacak Berkin...
Taa ki seneye bugün yeniden yükselecek sesimiz.
Ondan sonraki yıl biraz daha az, sonraki yıl biraz daha az hatırlayacağız seni.
Biz unutuyoruz Berkin.
Biz unutkanız.
Ağzımıza sıçıyorlar da onları unutuyoruz.
Dallarımızı kırıyorlar da onları unutuyoruz.
Biz arsızız Berkin. Arsız.
Ancak böyle devam edebiliyoruz çünkü ve hayır çıldırmıyoruz.
Çoktan çıldırdık diyoruz ya...biz o halimize de alıştık...
Biz kolay alışıyoruz Berkin...ama bugün, müziğin sesini kıstık.

Seçim kampanyalarını erteledik bak senin için.
Bu gece eğlenmeye gitmeyeceğiz...
Öyle deme.
Az şey mi?!?!?

Biz bu kadarız Berkin.
Biz bu kadarız

Sen bizim mahcubiyetimizi bi de 30 Mart da gör!
Bu da bize bi yüz yıl daha gider Berkin.

Güle güle...
Sana gözün arkada kalmasın bile diyemiyorum bak.
Bizim ne bok olacağımız da hiç belli değil.
Belki de bunlar daha iyi günlerimiz...

7 Mart 2014 Cuma

8 Mart mı dedin?

Hala ve hala...çok uzakta değil hemen yanı başımda, mesai arkadaşım bir yakınıyla telefonda konuşurken, muhtemelen "kaç çocuğu var?" sorusuna "kızları da sayarsan 9 diyorsa...üstüne üstlük Burası Hakkari değil, Muş değil, Van değil Ankara'ysa.

Hala ve hala, kırmızı ışıkta dalgınlıkla karşıdan karşıya geçen o yeşil etekli kadın, bi an kafasını kaldırıp hışımla şoföre "ne yaptığını sanıyosun sen?" hareketi yaptığında, şoför mahallinden yükselen ses " E hadi götünü başını sallamayı biliyon, yürü git senle uğraşmayım bi de" oluyorsa...

Hala ve hala, başka bi gün başka bir şoför gene trafikte ve evet haksız olan kadındı ama; bizimkine  el kol hareketi yaptığında bizimkinin cevabı "kızmış bu kızmış yanıyo, kalık, kesin bekardır bu daha" oluyorsa...

Hala ve hala,  tıpkı "yahudi iş adamı" der gibi, "alevi hakim" der gibi, "kadın yazar, kadın yönetmen" tabirleri kullanılıyorsa...

Bi koltuğa oturunca kendine kocaman süsü veren, küçücük adamlar ağzını açınca "ne bileyim kız mıdır karı mıdır" diye böğürüyorsa...bi diğeri bi şarkıcı için "aşüfte" yorumu yapıyorsa...

Bir kadın millet vekiline Türkiye Büyük Millet Meclisinde gene kendine "kocaman" süsü veren başka bir küçücük adam   "gözümün içine öyle bakmayınız, bir kadın gözümün içine öyle bakarsa ben çok müteessir olurum diyebiliyorsa...

ve hala "orospunun bahşişini peşin vermek lazım" diyen hanzolarla aynı havayı soluyorsak...

ve yıl 2014' se...

ve sen bana yarın bi kırmızı karanfil vereceksin de, sonra telefonuma bir mesaj düşecek "Dünya Kadınlar gününüz kutlu olsun!" diye...he?
Boşversene...
Hadi işine baksın herkes.
Yemezler canım.
Yemezler.

"Gölge etme, başka ihsan istemem senden!"
Ha ama;
Sen ne yaparsan yap,
ne söylersen söyle,
salyalarını ne kadar köpürtürsen köpürt,
ben gene al yeşil mor giyeceğim.
Eteklerim yeri süpürecek bazen...
bazen de dizimden iki karış yukarda olanı seçeceğim.
ve bazen  gözünün içine öyle dik dik bakacağım ki mesela,
sen sabaha kadar müteessir olacaksın! ;) 
Ah canım, kıyamam...uyku da tutmaz şimdi seni :) yorganı iyice tepene çek bari.





dipnot: üzgünüm, kötü haber: Sen daha çoook müteessir olacaksın canım! Çook...

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...