19 Nisan 2015 Pazar

BEATLES DİNLEYEN TAKSİ ŞOFÖRÜ VE KIZLAR TUVALETİ

Bugün sabah saatleri, atladım bir  taksiye ve olaylar şu şekil gelişti.

"Müzik rahatsız ediyorsa kapatabilirim kızım!"dedi şoför.
"Olur mu! tam aksine bayıldım. Hatta mümkünse sesini biraz açalım."dedim ben.
"Mümkün olmaz mı! En sevdiğim şarkıları. Şimdi böyle şarkılar yapılmıyor  (yesterday)"dedi şoför ve ben asıl sormak istediğim soruyu direk soramadığım için konunun etrafında dolaşmaya başladım. Sanırsınız çocukluğuna ineceğim adamın. Yanımızda üç yaşında çocuk otursa anlar. "Bu kız bir şeyin peşinde ama neyin?"
Direk itiraf ediyorum. Ön yargı berbat bir şey. Taksi şoförünün aslında taksi şoförü olmadığına, başka bir işle uğraştığına ve bir şekilde yaşlanıp emekliye ayrılınca gelip o koltuğa oturduğuna inanıyorum o sırada!

Öyle değilmiş. Yıllar yılı baya bildiğiniz "düz" taksi şoförüymüş. Tamam kafadan kendimi de harcamayacağım. Çünkü malumunuz minübüs ve taksilerde çoğunlukla Ankaralı Namık ve türevleri tarzında müzikler çalar. Gene de kızdım kendime. Demek ki neymiş hayatta her şey için en kötü ihtimalle yüzde bir ihtimallik bir açık kapı bırakmak gerektiğini unutmamak gerekiyormuş!

Bugün akşam saatleri...

Kadıköy'de, oturdum bir mekanın sokağa bakan masalarından birine, buzzz gibi bir bira söyledim kendime. E bira içince bünyeye ne olduğunu biliyoruz. Bir süre sonra tuvalete çıktım. Sıra var. Önümde iki kız bekliyor, ben de hemen arkalarında.
Bir kaç dakika sora bir adam çıkıyor içerden.
Önümde bekleyen kızlardan biri diyor ki "yanlış mı girdiniz?"
"Yoo!" diyor adam. "Öbür taraf doluydu buraya girdim."
"Ne demek öbür taraf doluydu buraya girdim?" diyor kız.
"Baya açık konuştuğumu sanıyorum" diyor adam. "Ne farkeder!?"
"Çok şey farkeder, ben şimdi oraya çişimi yapamayacağım!" diyor kız.
"Valla o senin sorunun!" diyip arkasını dönüp gidiyor adam.
Kız ha delirdi ha delirecek. Hırsını alamıyor. Bana dönüyor bu kez. "Edepsizliğine bakar mısınız herifin!"
"Bakmam" diyecek oluyorum. O sinirle kız benim üstümden dümdüz geçebilir. O riski almamaya karar veriyorum. Ama yani susamayacağım da!
"Bence de farketmez!" diyorum.
"Nasıl yani?" diyor.
"E ne farkeder? belli ki çok sıkışmıştı, girmiş çıktı işte!"
Israrla aynı şeyi tekrarlıyor. "Ben oturamam şimdi o klozete!"
"Oturmadan yapın!" diyorum.
Garip garip bakıyor suratıma.
"Yani bu tip yerlerde ben genellikle oturmadan yapıyorum, baya bildiğiniz havadan!" diyorum.
Gülecek gibi oluyor ama sıkıyor kendini.
Bir iki dakika daha söylendikten sonra ben izin istiyorum. "Girmeyecekseniz ben girebilir miyim?"
Gözlerini fal taşı gibi açarak "buyrun" diyor.
Ben giriyorum...Çıktığımda kız yok. (tu!)
Orda kızla oturup hadiseyi enine boyuna tartışacak halim yoktu elbette. Ama kendi durumumu şöyle izah edeyim. Beyoğlu'nda İst Cafe var hani. Seviyorum orayı ben. Hemen ayak altında. Kolayıma geliyor. Vaktim varsa ordan geçerken kesin oturup bir kahve içiyorum orda. Günlerden bir gün de bugünki adamın yaptığını yapıyorum orada. Ama nasıl sıkışmışım. Başka hiç bir seçeneğim yok. Kızlar tuvaleti dolu ve ben ya altıma bırakacağım ya da erkekler tuvaletine gireceğim.
Girdim.
Bir iki  saniye sonra kapı çaldı.
"Dolu" diye bağırdım içerden.
Sonra tekrar çaldı.
Sesimin duyulmadığını düşünerek daha yüksek sesle "dolu" diye bağırdım bu kez.
Yok ama durmuyor. Kapı ısrarla çalıyor. Hızla ellerimi yıkayıp "eeeh!" modunda söylenerek açtım kapıyı. Bir turist. Bağıra çağıra ingilizce bir anneme küfretmediği kalıyor. Biz aslında böyle durumlarda tam tersini düşünürüz mesela. Ecnebiler daha esnektir bu konuda falan gibi. Biz de ecnebi aşığı mıyız neyiz!? Neyse. O başka bir tartışma konusu. Adama kısaca "kes, gir içeri rahatla işte!" minvalinde bir şeyler söylenip (ama ben de onun gibi yüksek tonda bağırarak) arkamı dönüp gidiyorum.
Deyeceğim şu ki! Yahu bende mi yani tuhaflık. Ya da sadece bugün kızlar tuvaletine giren o adamda mı!? Kaldı ki artık bir sürü mekan var öyle tuvaleti tek olan. Hadi onu geçtim kızın özel hassasiyetine geldim diyelim. "Oturamaz-mış!"
Sokaktaki adam uzaylı mı!? Kendi evinde sevgilisinin ya da kardeşinin girdiği tuvalete girmiyor mu o kız yani?
O adam da muhtemelen birininin kardeşi yada ağabeyi, bir kızın sevgilisi, bi annenin evladı. Duygusal ya da başka türlü bir bağımız olmayan adamlar vebalı mı!?
Neyi bu kadar kasıyorsunuz ki?
Ha yok ille de "ben yabancı bir erkeğin çişinin üstüne çiş yapamam" diyenlere nacizane tavsiyem.
Havadan yapın!
:)
İçine atmaktan iyidir!


16 Nisan 2015 Perşembe

Peki'yi kim icat etti?

Oğlan: Şaka ediyorum yahu!
Kız: Hayır etmiyorsun.
Oğlan: Peki etmiyorum.

Ve diyalog biter.
Monolog başlar.

-Hayır "peki" ne ya!? Peki diye cevap mı olur abi! Ne demek peki?

Başka bir zaman...

Kız: Hayır şu sigarayı alıp bir yerinde söndüreceğim o olacak şimdi.
Oğlan: Bütün nefretler aşkla başlar bebeğim!

Monolog:

-Hayır! nefret etmeyeceğim. Aşk biter, nefret kalır!

Kalma!

(ve çöreklendi...)

4 Nisan 2015 Cumartesi

EMRAH SERBES, İÇİMDEKİ ÖTEKİ VE BİR KAÇ ŞEY DAHA

"Türkiye bin parçaya ayrılsa, en son ayrılacak olanlar Kürtlerdir!" diyordu elimdeki kitapta Emrah Serbes. Kızılay'da, Kocatepe'ye varmadan, çevir başını sağa. Sarnıç var orda. Geçen yıl, aylardan gene nisan, çay içiyordum orda.

Bilinçaltıma işlemiş demek ki!

O gün bugündür içimde geziniyor o cümle. Sabah işe gidiyoruz birlikte. Hafta sonları dışarı çıkıyoruz bazen. Güzel bir kafe görünce içeri dalıyoruz hemen. Ama o benden hızlı sanki. Genelde benden önce geçip oturuyor sandalyeme. Hınzır. Keyfi yerindeyse kucağına alıp havaya atıyor bir de...sonra tutuyor. İyi ki! :)

Son zamanlarda en keyif aldığımız şeylerden biri Asmalı'da bira atmak karşılıklı. Üçten sonrasını kaldırmıyor tabi bünye. Tam sarhoş olmaya yakın ayılma ihtiyacı hissediyor nedense.  Bu da bir çeşit savunma mekanizması işte! Sanırsın okkalı bir çilingir sofrasından kalkıyoruz. Bir türk kahvesi söylüyorum hemen kendine. Orta şekerli. İçiyoruz birlikte.. Ben ve içimdeki "öteki!" Kürt de değil halbuki!

Neyse...

Dertleşiyoruz biz  ikimiz öyle işte...kendimizce. Bazen o çok konuşuyor...canımı fena sıkıyor.Bazen ben coşuyorum...o da en kötü ihtimalle dinliyor gibi yapıyor. (ama bence kesin dinliyor, meraklı maymun)  Bir oğlanı anlatıyorum ona kaçtır. "Biliyor musun? biz hiç öpüşmedik" diyorum. Liseli -1, bilemedin 2'deki kız gibi. Şaşırıyor bu. Ağzını açıp bakıyor öyle...ayran budalası gibi.  Çok "cüretkar" buluyormuş beni. Öyle söylüyor. Ondan konduramıyor demek ki.  Durur muyum!? Görünce artıracağım illa ki. "O da bir şey mi? Elele bile tutuşmadık... zaten hiç o kadar da yaklaşmadık."
Gülüyor..."Hıhı" diyor. "Zaten Erdoğan da dindar-mış!"
Birlikte gülüyoruz bu sefer...
"Biliyor musun?" diyorum ben "bir yerden gitmekten en çok bahseden, orayı en son terk edecek olandır!"
Piç!
Anladı tabi.
"Bak seeen!" diyor. Söyle bakayım, nerden öğrendin bu dilleri.
"Nerden öğrenecem be!" diyorum.
Zaten hep biliyordum.

Yalancıyım! En iyi ihtimalle Emrah Serbes'ten feyiz aldım.

(Kopya çekti!)




Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...