29 Kasım 2015 Pazar

SENİ ALACAKLAR MI YAVRUM?

İzzet Çapa'nın bugünki Hürriyet Kelebek'teki, Özge Ulusoy röportajından...
(aklımda kaldığı haliyle yazıyorum)
Soru şu: Evlilik hakkında konuşuyor musunuz?
Cevap: Hayır, hiç. Ne ben "biz ne oluyoruz, evlenecek miyiz diye soracak bir kadınım, ne de Hacı bu soruya mağruz kalacak bir adam."
Soru şu: Ne olacak bu külkedisi hikayesi durumunuz, mahalle baskısı hissediyor musun?
Cevap: Artık görüyorlardır diye düşünüyorum. Sürekli üretiyorum, kendi paramı kazanıyorum, on kazanıyorsam üçünü emlağa yatırıyorum. Ama insanlar bu sorunun cevabını benden çok düşünüyor sanırım. Geçenlerde havaalanında bir teyze yaklaştı yanıma mesela "Seni alacaklar mı yavrum?" diye sordu. 
Sorunun vehametine gel. 
İşin tuhaf yanı bu baskı insanın sağlıklı karar almasının bile önüne geçebilir. 
Ne bileyim, insan kendisi bile hiç farkında olmadan hırs yapabilir. 
Mesela hanım teyzemizin sorusuna aynı minvalde cevap verilecekse "Bilmem, ben 'varacak mıyım acaba' yı düşünmekten ziyade "bal gibi alacaklar" tuzağına bile düşebilir. 
Kendi içinde tabii. 
Tuhaf ki ne tuhaf. 
Bütün dünyada "kadına şiddetle mücadele günü" düzenleniyor. 
İnsanlar sesi kısılana kadar "eşitlik, özgürlük" diye bağırıyor. 
Gündelik hayatın ortasında, herkesin gözü önünde kadınlar on beş yerinden (aşırı tutkulu sevgi nedeniyle!!!) bıçaklanarak öldürülüyor... Sonra o adamlar aynı sebeple ceza indiriminden yararlanıp, üç gün yatıp çıkıyor. 
Ama normal hayatta en beklemediğin anda, en beklemediğin şekilde ve üstelik gene bir kadın tarafından gelen psikolojik şiddetin önüne geçmek de hiçbir şekilde mümkün olmuyor. 
Yüz bin kere söyledim. 
Bu da artı bir olsun. 
Kadına yönelik şiddetin durması için, önce kadınların eğitilmesi gerekiyor. 
Bir teyzenin ağzından böyle bir sorunun dökül-e-me-mesi gerekiyor. 
Alt beyninde böyle bir olgunun olmaması gerekiyor. 
Erkeğin 'alan', kadının 'varan, veren' taraf olmaması gerekiyor. 
Kendini hediye paketi zannetmekten vazgeçmesi gerekiyor. 
Ne çok şey gerekiyor. 
Offf ki ne of!
Yazıyoruz, yazıyoruz da
bitmiyor. 

17 Kasım 2015 Salı

YENİ OYUNCAĞIMI BULDUM

İnsanlık için küçük kendim için büyük bir adım atıp yoga'ya başladım. Ben ki elimi attığım her işi biraz da kendimi gaza getirmek için "ver coşkuyu" minvalinde yaşarım, yoga'da bir duraksadım. İki hafta geçmesine rağmen size de henüz yeni yumurtladım. Oysa daha başlamadan bin kere "geldim, geliyorum, geleceğim" şeklinde davul çalıyor olmalıydım. İlk derste hocamız şöyle bir şey söyledi. "Buraya gelirken bütün niyetler geçerlidir! isterseniz gerçekten yoga felsefesini anlamak için gelin, isterseniz bedeninizi daha çok sevmek, forma girmek için gelin, isterseniz yeni insanlar tanıyıp sosyalleşmek için gelin, hepsi kabul!" Önce buna bir şaşırdım. Bir an  Mevlana'nın o meşhur sözünü çağrıştırdır bana. "Ne olursanız olun, gene gelin" Ama ben o felsefeyi çok sevmiyorum. Hatta hiç sevmiyorum... Bir yere varmak isteyen önce oranın sorumluluğunu alacak kafada olmalı. Ben mesela bektaşi felsefesiyle büyümüş bir insan evladıyım. :) Bilenler bilir. Hırsızlar giremez o alana mesela. Ha girer de öyle elini kolunu sallayarak değil. O suçun bedelini ödeyip sonra girebilir. Gibi...
Neyse mevzuya dönüyorum. Zaten çok da uzaklaşmış sayılmam. İşin özü Allahın bildiğini sizden saklayacak değilim. :) Ben bedenimi daha çok sevmek için başladım. En ideal cevap yoganın felsefesini anlamak için başlamak olmalı sanırım diyeceğim ama değil. Bu benim fikrim. Zira şu ana kadar eğer bir şeyleri doğru anladıysam yoga'da 'ideal olan' diye bir şey yok. Hep daha iyisi, çok daha iyisi, en en en iyisi diye tırmalamak yok. Hırs yok, yarış yok. Aksine, kendini anlamak, kendine yaklaşmak, kendinle buluşmak var. Şu ana kadar benim için en geçerli cevap kendinle buluşmak oldu galiba. Ayıptır söylemesi aylardır eşşek gibi çalışıyorum ve bayram seyran dışında bir gün izin yapmadım. Sadece kendi gönlümü eylemek için uzun zamandır bir şey yapamıyordum... Yoga'da kendimle buluşuyorum ve sadece kendim için bir şey yapıyorum... En azından böyle hissediyorum. Yalnız bu söylediğim de yanlış anlaşılmasın. Kendimle buluşmaktan kastım bedensel olarak kendimle buluşmak. Henüz öyle ruhani bir buluşmaya müşerref olamadım. Ve zaten ömür biter o buluşma tam manasıyla gerçekleşmez diye düşünüyorum... Bahsettiğim kendine zaman ayırmak. Sadece kendin için bir şey yapmak. Onun hazzı da hiç öyle yabana atılacak gibi bir şey değil. Üstelik sadece yoga değil, yakında yürüyüşe ve bisiklete de başlamayı düşünüyorum. Vakitsizliğin arkasına sığınmadan kendimi başka bir alanda akıtmak istiyorum... Eskiden bu blog benim için öyleydi. Başka bir iş yapıyordum ve yazmak benim kaçış alanım gibiydi. Çocukluk oyuncağım gibiydi. Canım istediği gibi oynuyordum onunla. Şimdi işim oldu. Tam mesai yazıp çizdiğin zaman da günün sonunda başka bir şeyle oynamak istiyor gönül. Bunun da en güzel yollarından biri spor. Hadi, sen de bir şeylerden çok bunaldıysan, sırf kendi keyfin için hiçbir şey yapamaz hale geldiysen kendine yeni bir 'oyuncak' bul ve oyna onunla. Çok zevkli oluyor bak. Vallaha! :) 

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...