15 Aralık 2016 Perşembe

Rötarlı: Grinin Elli Tonu

-Akşam 'Grinin Elli Tonu'nu izlemeye gideceğim.
+Sakın gitme. Berbat bir film.
-Ama ben kitabını da okumadım.
+Okuma zaten, kitabı da berbat.
-Nasıl yani Zeynep Hanım! Bu kültürden tamamen mahrum mu kalayım?

Bu diyalog film ilk çıktığı zaman bir kafede otururken yan masamda gelişmiş, ben de istem dışı olarak kulak misafiri olmuştum. Yakın zamana kadar ne filmi merak edip izledim, ne de kitabını okudum. Taa ki 'Karanlığın Elli Tonu'geliyor haberleri çıkana kadar. Birden o diyalog geldi aklıma. Güldüm, sonra elim bilgisayara gitti. Kadın haklıydı. Ne yani, bu kültürden tamamen mahrum mu kalacaktım. :) Ayıptır söylemesi, yine eşşekler gibi çalıştığım bir gecenin sonunda bilgisayarı kucağıma aldım, filmi açıp yatağıma uzandım. Algıda seçicilik işte. Daha ilk sahnede esas kızın esas oğlana röportaj için gitmesi bir hoşuma gitti. :) Sonra olaylar gelişti... İzlemeyenler için çok tüyo vermeyim diyeceğim ama zannetmiyorum. Bence en son bir ben kalmıştım, ben de vazifemi tamamladığıma göre bodoslama dalabilirim. Bir kere filmde geçen sözüm ona fanteziler bence fantezi filan değil ama sevdiğim bir özelliğim var ki bir şeyden kendim hoşlanmadım diye bu durum onu ille de alaşağı etmeme sebep değil. Çok istisna durumlar dışında 'herkesin kendi tercihi tabii'der atlarım konunun üstünden. Bana tuhaf gelen benim yine (bence) olayı yanlış anlamam. :) Yani ben filmi pazarlamasında sunulan 'aşırı dozda cinsel içerikli' bir film gibi izleyemedim. O yüzden sahnelerin hiçbiri de aman aman abartılı, rahatsız edici filan da gelmedi. Zira etkilenmedim. Sarsılmadığıma göre bence sarsılacak bir durum yok. Bazı yerlerinde inceden dalgamı geçtim. 'Yav he he' dedim. Söz konusu cinsellik olduğunda çok hatır hutur şeyler bana zerre kadar etkileyici gelmiyor. Yani mesela şunu hatırlıyorum. Ankara'dayım o zaman. Dan Brown'un 'Melekler ve Şeytanları'nı okuyorum... Ama ne okumak, heyecandan göbeğim yırtılarak. Okumadım, içtim kitabı. Okuyanlar bilir zaten. Orada bir kadın ve bir erkeğin ortak bir amaç uğruna bir şeylerin peşinden giderken zaman zaman tatlı tatlı yakınlaşmaları, kadının bedenini adama doğru hafifçe yaklaştırması bana (o zaman için etraflarında bambaşka olaylar gelişirken, kafalarında bir milyon başka tilki dolaşırken) çok erotik gelmişti. Aralarında gerçek anlamda cinsel hiçbir şey geçmiyorken... Yani belki tuhaf bir benzetme olacak belki ama hani bazılarının savunduğu genel bir kanı vardır, "yırtmaç mini etekten daha seksidir" diye. Hah işte, biraz onun gibi bir his belki benimki de. Bir şeyin en sert hatlarıyla verilmesindense biraz üstü örtülerek, daha çok çevresinde dolanılması, kıyısından köşesinden geçilmesini hem daha naif daha etkileyici, üstelik çok daha erotik buluyorum. Yani şunu söylemek istiyorum. Duyguların sevişmesi, tenin sevişmesinden bence çok daha etkileyici. Pardon, düzeltiyorum. Mümkünse ikisinin bir arada olması kastım. Bu yüzden, filmin bütününden hiç değil ama esas kızın kendi sınırlarını o kadar zorlamasından acayip etkilendim. Ve sırf onun hikayesini kendi durduğu yerden nereye taşıyacağını merak ettiğimden 'Karanlığın Elli Tonu'geldiğinde sinemaya koşarak gideceğim. Ha, bu arada, kırbaç ne ayol :P Yani işin sado-mazo tarafı için de ille iki kelam edeceksem, şöyle düşünüyorum. Birin üzerinde tahakkum kurmak için öyle kılıç kalkan kuşanmaya hiç gerek yok. Hatta bence kılınızı kıpırdatmayın. :) Bence bu çok daha etkili bir yöntem.

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...