Kayıtlar

#Kitap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

AYŞE ARMAN: YÜZ YIL YAŞAYACAĞIMI BİLSEM GENE ÖMER'LE YÜRÜMEK İSTERİM BU YOLU...

Resim
Evindeyiz bir gün. Balkonunda kahve içiyoruz. Babamı anlatıyorum ona… Evlatlık olduğunu ve bunu düğün gününde, damat traşı olurken öğrendiğini… Sonra geçiyorum başka konuya, sonra bir başkasına… Bir saat, belki daha fazla bir zaman geçiyor. Birden şöyle diyor. “Benim aklım hala babanda Oya! O an ne hissetti… Yüzünde nasıl bir ifade belirdi… O gece annenle seviştikten sonra uykuya kolay kolay dalabildi mi…Yoksa o yastık yüzüne battı mı?” İşte bunlar hep merak! Ayşe Arman için çok şey söylemek mümkün. Evet çok çalışkan; çok özgün. Türkiye’nin belki de en nev-i şahsına münhasır gazetecisi o! Yapılmayanı yapıyor, sorulmayanı soruyor. Ve bunu bin yıldır çıtayı hep daha yükselterek devam ettiriyor. Nasıl mı? “Bir sır varsa da, en azından ben bilmiyorum” diyor. O sırra ermek mümkün değilse de, en yakın bilgiyi veriyorum şu an size. Ayşe Arman merak ediyor… Benim babamı, senin kaşındaki yara izinin kimden kaldığını, ötekinin neden o esnada, kolunda saat olmadığını… Bu yüzdendir belki de...

MATMAZEL NE KADAR GÜZELSİNİZ BENİMLE EVLENİR MİSİNİZ?

Resim
ZUHAL TEKKANAT: BİR DE AH!... KEŞKE HİÇ AYRILMASAYDIM... “Sizinle rakı içmek istiyorum” dedim. Şaşırdı bir an, duraksadı biraz… Sonra o mavi gözlerini çakmak çakmak gözlerime dikti ve “ne zaman?” dedi.  Neden, hangi münasebetle değil, sadece “ne zaman?” Siz ne zaman uygunsanız? dedim. Yeter ki “evet” deyin. “Evimde ağırlamak isterim o zaman seni” dedi. “Önümüzdeki hafta sonu buyur gel.” Gittim. Bir köpeği, üç kedisiyle yaşıyor Zuhal Tekkanat. İki odalı, müze gibi, bütün duvarları Cemal Süreya fotoğrafları ve şiirleriyle dolu bir evde. Hiçbir şeyi atamayan, atmaya kıyamayan bir kadın. Biriktirmiş… Aşkının hatırasını, yazdığı mektupları, eski tarihli gazeteleri, dergileri… Birinin yazdığı bir hayran notunu, oğlu Memo’nun kıyafetlerini, Cemal Süreya’nın kalemini, eve gelen çiçekleri, her şeyi… Koca bir hayat orda öyle somut halde duruyor gözlerinizin önünde. Sadece hatıraları değil, o hatıraların işaretlerini de taşımış boynunda. Hiçbir nesne sadece “nesne” değil.  Kalem...

COŞKUYLA ÖLMEK

Resim
Eskiden sıkılsam da, sevmesem de başladığım bir kitabı sonuna kadar okuma zorunluluğu hissediyordum. Değilse kendimi suçlu hissediyordum. Attım o yükü omzumdan. Zaman kaybı gibi geliyor, küt diye bırakıyorum. Bir de başlayıp elimden düşüremediklerim oluyor ki, üzülerek itiraf ediyorum ama bu söylediğim bin yılda bir oluyor. Bir kaç yıl önce Şule Gürbüz'ün Kambur'unu okuduğumda "hayatımın kadınlarından biri" ilan etmiştim kendisini. Bu yıl yolumuz tekrar keşisti. İlginç bir şekilde bir kaç gün arayla birbirinden bağımsız üç farklı insan bana aynı kitabı önerdi. Ahmet Bozkurt ki kendisini hayatımın entellektüeli diye tabir ederim, Nurdan Ulutaş'ım ve Gizem'im. Bir koşu gidip aldım kitabı ve Kambur'la başlayan aşkımız Coşkuyla Ölmek-le tutkuya dönüştü resmen. Arada bir güzel, iyi, fena değil, hatta "baya iyi" diye birbirimize önerdiğimiz şeyler gibi değil bu. Duygularıma, fikrime zerre kadar güveniyorsanız size şu kadarını söylüyorum. Bugün biri b...

Çılgın Pierrot ve Betty Blue

Resim
Godard'ın hiç ihtiyacı yok ama; bir ara Godard filmlerine methiyeler başlıklı bir yazı da yazacağım. Ama şimdi konumuz başka. Geçen yıl, tam da bu zamanlarda izlemiştim Çılgın Pierrot'u.Daha önce aklım neredeymiş bilmiyorum. Sonra sırayla neredeyse bütün filmlerini izledim. Her seferinde zevkin dozunu artırarak... Bilenler biliyordur zaten. Çılgın Pierrot bir roman uyarlaması. Wikipedi'nin de dediği gibi :) tam bir serbest çalışma! O tam böyle ifade etmiyor ama; ben cümleyi kafamda böyle yuvarladım. Filmin konusunu anlatmayacağım. İzlemeyen biri şu yukardaki kareden direk bir aşk filmi olduğu sonucunu çıkarır zaten. Ama Çılgın Pierrot çok daha fazlası!!! Nasıl olduysa oldu, belki bir yerden okudum, belki biri önerdi, o kısmını tam hatırlamıyorum ama; gene geçen yıl bir de kitap okudum. Betty Blue! Onun da filmi var; notum gene bilmeyenler için o Godard'ın değil elbette ki onu ben de izlemedim henüz. İtiraf edeyim ki kitabın dilini aman aman da sevmedim. Ama meşhur ...

ERTUĞRUL ÖZKÖK: CENAZEM KİLİSEDEN KALDIRILSIN İSTİYORUM!

Resim
Ertuğrul Özkök hakkında en çok şehir efsanesi üretilen gazetecilerden biri oldu hep. Her şeyi söylemek mümkün. Samimiyetsiz diyenler de var, direkt "kötü" olmakla suçlayanlar da. O kadar ki hani bir gün Türkiye'nin tepesine gökten taş yağsa, bunu Ertuğrul Özkök'ün, zamanında Hürriyet'te attığı manşetlere bağlayacak olanlar da! Ama şöyle de bir gerçek var. Evet kızmak mümkün, nefret etmek mümkün. Hatta ahlakını sorgulamak, yerden yere vurmak da; ama kayıtsız kalmak asla! Ve bence en büyük numarası bu. Etkili! İşte bu yüzden hep böylesi bir merak uyandırmıştır bende.  İstanbul Life dergisi mayıs sayısı için yeni romanı Tuhaf Bir Çocuğun Fevkalade Hikayesi'ni konuşmak üzere buluştuk. Haliyle elime böyle bir fırsat geçmişken allah ne verdiyse sordum. İlk aşkını, bir kadını cezbetmek istediğinde kulağına fısıldadığı şiirleri ve hatta kendisi için hayal ettiği cenaze törenini bile konuştuk. Aslında kitapla ilgili bölümleri ayırıp röportajı iki ayrı bölüm halinde ...