27 Ocak 2014 Pazartesi

Anadolu Ayı'larıyla imtihanım!

-Yalvarıyorum sana! Kulan kölen olayım, noolursun götür beni.
-Oya gözünü seveyim bi akıllı ol. Durmadan saçma sapan bişeyle geliyorsun bana;  ama bu şimdiye kadarkilerin en trajiği. Saçmalama!
-Sen saçmalıyorsun şu an. Nesi tuhaf bunun? Gitmek, görmek istiyorum işte. Tanışmak, hatta arkadaş olmak istiyorum o insanlarla. Tuhaflık bunun neresinde?
-Nerden öğrendin sen bu partiyi?
-Ya sana ne!? Bi şekilde öğrendim işte.
-Nerde ne zamanmış?
-Bu benimle geleceksin demek mi?
- Al işte! Ben biliyorum malımı. Yok desem tek başına gideceksin de mi o ortama!
-Üzgünüm...ama evet.
-Allah seni kahretmesin! Bana bunu yaptırdığına inanamıyorum şu an ama; evet! Lanet olsun ki evet! Tamam, gidelim. Hayır kendini geçtim beni de hiç düşünmüyorsun.. Orda tanıdık birini görsek, ne anlatıcaz onlara? Biz sırf meraktan burdayız diycez, onlar da yiyecek öyle mi?
-Valla isterlerse yemesinler. Umrumda bile değil.
-Bi gün önceden haber ver bari.
-Tamam ararım ben seni.

Ben aslında başka bi arkadaşımdan öğrendim  bu gay partiyi.  "Ben senle uğraşamam orda Oya, kusura bakma. Sana yapacağım tek güzellik içeri girmenizi sağlamak olur;  ama yanına birini bul, onla gel ve mümkünse orda beni rahatsız etme, hatta tanıma-mazlıktan gel" dedi.
"İyi be tamam. Buna da şükür!"dedim.
"Ha bi de göreyim seni, hanım hanımcık gelip sırıtma orda, kıyafetini makyajını biraz abart! Ayıptır söylemesi, bizim grup biraz marjinaldir" diye ekledi.

Sonrası malum işte; en yakın arkadaşlarımdan biri Özgür. Gene yaptı güzelliğini, kırmadı, benimle geldi.

Bu kez "adı bende saklı" arkadaşımın bana çektiği muameleyi ben Özgür'e uyarladım. :)
"Bana bak! saçma sapan korumacı içgüdülerle dibimde dolanıp durma. Rahat bırak beni. Ben kendi kafama göre insanlarla iletişime geçmek istiyorum" dedim.

NE KADAR ABARTMIŞIZ!

Gece saat on iki.  Kimileri çoktan söndürdü fenerini. Biz daha yeni tutuşturucaz.
Düştük yola...
Elalemin kızı oğlu belki her gün gidiyor. Ya da hayatında en az bi kere gitti belki. Bizim gibi hiç gitmeyenler de var illa ki. Kendi kafasında abartan, aman da neler olacak nasıl olacak senaryoları yazan...cahil cüheyla bi grubuz işte biz :)) En azından ordan çıktığımda benim içimdeki his buydu.

Girdik kapıdan...
Güya gayleri tanımak, onları "yerinde" görmek niyetim. Daha kapıdan girer girmez, hemen kendi hemcinsimi aradı gözlerim. Başka kadın var mı? Evet bi tane gördüm. Aaa! bi tane daha var! ve derin bir Ohhh! duygusu, kendimce rahatladım. Ne alakaysa artık! :)

Kendime bi bira aldım, oturdum bi köşeye. Öyle boş boş bakınıyorum etrafa.
Birileri dans ediyor, birileri kakara kikiri kendi çapında eğleniyor. Birileri öpüşüyor. Az ötemde iki tane göbekli adam var. Biri diğerine arkadan sarılmış. Öndekinin göbeğini aşabilirse organına dokunacak sanırım.
Zorlanıyor biraz :) Ama evet; oldu! :)) Şimdi ikisi de çok keyifli...kendilerini müziğe bırakmışlar...kendi hallerinde sallanıyorlar...yüzleri gül bahçesi gibi...O kadar keyifli ve sampatik görünüyorlar ki gözüme...

Gülmeyin. Gerçekten çok samimiyim. Sanki bin yıldır gay bara gelir gider gibiyim. Öyle bi anda normalleşiyor ki her şey gözümde. Ben de kendime şaşırıyorum ve evet diyorum;  kim ne derse desin, insana ait olan hiç bişey aslında tuhaf değil. Bu bir "insanlık" hali...ve hiç de yadırganası bi durum değil.

Ha ben hayatım boyunca yadırgamadım. İlk gay arkadaşım Ünivertisedeyken olmuştu. İzmirde...incir altı sahilinde, ayaklarımızı suya sallamış oturuyorduk. O Murathan Mungan şiirleri okuyordu bana. Ben dinliyordum...
Sonra o büyük an geldi. Sustu...ve " Oya lütfen gözlerime bak!" dedi.
Ne duyacağıma adım gibi emindim ama;  bunu söylerken gözlerini kaçırmayı tercih etmek yerine "Oya lütfen gözlerime bak!" demesi inanılmaz güzel gelmişti bana ve sahici!
"Ben eşcinselim;  aslında biliyorsun...bildiğini çok uzun zamandır gözlerinde görüyorum." dedi.

Sonra sarıldık birbirimize...ve hayatım boyunca hiç unutamayacağım bir hatıra bıraktı bana.
O anı hiç unutmadım  B! En az o günkü kadar güzel ve masum bi adamsın içimde...! diyor ve bugüne dönüyorum.

CAMİAMIZ İÇİN NE BÜYÜK KAYIP!

Bendeki ilk intiba, klasik kadın bakışıyla belki "camiamız için ne büyük kayıp yahu!" duygusu oluyor.  Bu veletler ne güzeller...Aman Allahım! hele şu köşedeki. Baştan aşağı kahverengi giymiş olan. Kol saatine kadar inceliyorum. Hem yakışıklı hem zevkli köpek. :) ve nasıl klas bir duruşu var.

Sonra hemen dibimdeki iki oğlan takılıyor gözüme. En fazla 18-19 yaşlarındalar. Bi tanesi ekoseli gömlek giymiş, altında lacivert kot var. Öteki baştan ayağı siyah! Bunlar sadece yakışklı değil, bas bayağı şıklar.

HANİ NERDE BU AYILAR?

E hani bunlar kıllı göbekli olacaktı? Yahu hepsi filinta gibi çocuklar. Nasıl yani? oluyorum bi an. Ha onlardan da yok değil var ama;  inanın genele vurduğumuzda istisna kalıyorlar. Biraz kafam karışıyor o an :) Bunlar bizi yiyor mu? diyorum ve inanın abartmıyorum. Gerçekten çoğunluğu çok hoş tiplerdi. Ayı'lıkları nereden geliyor bi anlam veremedim o an şahsen.  :)

ANADOLU AYILARI

Eşşek değliim tabi. Gitmeden biraz çalışıyorum dersimi. Nedir bu Anadolu ayıları'nın durumu? Kime denir? Neden bu başlığı kullanıyorlar?
Homo-maskülen kültür diye açıklıyor gezindiğim bir sürü sayfa. Erkek eşcinselliğinin bir dışa vuruş şekli.
Feminenlikten uzak, maskülen bir erkek eşcinselliği. Kendi doğal görünümlerinden sıyrılma çabasında olmayan eşcinseller. YAni bıyıklı, göbekli, kıllı vs. olurlar deniyor onlar için. Dışardan bakıldığında eşcinsel olduklarını anlamanız neredeyse mümkün değil. Ne konuşmalarında "kırıklık" vardır. Ne hareketlerinde harhangi bir feminen durum. Yani böyle bakıldığında şunu diyorlar aslında. Senin o akşama kadar höt höt eden bıyıklı amcan da; durmadan "erkek erkek" kükreyen yan komşun da pekala eşcinsel olabilir.

Netekim bi tanesiyle tanıştım. Göbekli değildi ama bıyıklı, esmer karayağız bir yurdum insanıydı işte ve gerçekten öyle bi ortamda tanışmasam eşcinsel olduğuna zerre kadar ihtimal veremezdim.
Yaklaştım yanına.
"Merhaba" dedim ve başladık konuşmaya.
Önce kendimi tanıttım. Kimim? neden ordayım? sorularının cevabını açıkladım ve size bikaç soru sorsam rahatsız olur musunuz? dedim.
Asla! dedi.

Evli misiniz?
-Hayır çok şükür! :)
Gülüyoruz... :)
Hiç evlendiniz mi peki?
-Hayır hiç.
-Nerelisiniz?
-Mardinliyim ben. Dokuz kardeşiz ve bizim oralarda böyle bi şeyi ailenin bilmesi "ölüm" sebebidir. Ben bunu aşmış çok istisna bir örneğim.
-İnanamıyorum. Siz ailem de biliyor mu diyorsunuz yani? 
-Evet!  aynen bunu söylüyorum.
Kısa bi şok geçiriyorum.
Sonra kartını veriyor bana.
"Gerçekten dinlemek istersen, hikayemi anlatmayı çok isterim! bi gün" diyor.
"Ben de tam yüzünüz gözükmeden bi fotoğraf çektirebilir miyiz? diye soracaktım" diyorum.
"Hiç bir mahsuru yok, yüzüm gözükecek şekilde çektirelim" diyor.
İyice afallıyorum...

Bayılıyorum ezber bozan insanlara...!
İyi ki var-lar...!!!

Sonra Samet'i buluyorum o karanlığın içinde.
Onu fotoğraf çektirmeye ikna edemiyorum. Yüzü gözükmeyecek olsa bile...
Sorun yüzümün gözükmesi ya da gözükmemesi değil. "Bu şov gibi gelir bana. İnan sevmiyorum" diyor. Bana da çok samimi geliyor o an. Israr etmiyorum.

"Sen evli misin?" diye soruyorum.
"Evet" diyor.
"Bi kadınla mı?" diyorum.
"Hayır" diyor.
"E nasıl peki?" diyorum bu kez şaşkınlıkla.

"İsviçrede evlendik biz" diyor. "Beş yıllık evliyiz. Avrupa'nın bi kaç ülkesinde yasal zaten biliyosundur, İsviçre de onlardan bi tanesi."
-Burda mı yaşıyorsunuz birlikte peki?
-Evet.
-Mutlu musun?
-Çook.
Neden burdasın peki? Aslında şunu merak ediyorum, eş cinsel birlikteliklerde insanlar ne ölçüde "tek eşli" olabiliyor? Ya da senin sadakat anlayışın nedir?
Tam o sarada M. giriyor araya. "Buna önce ben cevap verebilir miyim?" diyor.
"Elbette" diyorum.
"İnsanların bedensel olarak başkalarıyla birlikte olmaları sadakatsizlik değildir. İhanet kalpte ve beyindedir. Orda sorun varsa o zaman aldatıyorsundur işte."

-Samet "hemen hemen aynı şekilde düşünüyorum" diyor.
Tam o sırada muhabbete aslında dahil olmayan biri kafasını uzatıyor: Bırakın bu palavraları, bi insan başka bi bedeni arzulamaya başlamışsa, birlikte oluğu insana duyduğu aşk da bitmiştir çoktan" diyor ve ben daha "bi dakka" diyemeden uzaklaşıp gidiyor.
Ki bence konuya asıl noktayı da o koyuyor.
Samet'e dönüyorum tekrar.
İlk ne zaman bi erkekle birlikte oldun? diye soruyorum.
"Üniversitede" diyor.
-Sevgilin miydi?
-Hayır.
-Ne hissettin peki?
-Yaşarken çok güzeldi...o an benim için inanılmaz güzel bir anıdır hafızamda. Çok güzel bir deneyimdi.  Hep de öyle kalacak ama sonrasında kendimle çok savaştım. Hatta utandım. Acayip bi suçluluk duyğusu...anlatması zor. Çünkü bununla yüzleşmek, yetişme koşullarımız düşünüldüğünde, bu toplumda gerçekten olağan-üstü bir durum. Bin tane farklı şey yaşıyorsun kendi içinde...ama eni sonu kabulleniyorsun, çünkü duygu bu. His bu! Öbür türlü toplum kurallarına göre yaşayacağım derken aslında kendine ihanet ediyorsun. Kendini inkar etmiş oluyorsun.

Anlıyorum...diyorum ve gerçekten çok yürekten hak veriyorum.

Teşekkür ediyorum kendisine...sonra o içeri, eğlencesine devam etmeye gidiyor ben sigara içilen bölümde biraz daha oturuyorum. Derken...yanımda sohbet eden iki kişinin muhabbetinin ortasına dalıyorum gene.

-Merhaba; bir blog yazıyorum. İsmi oyalamaca. Buraya da sırf merakımdan geldim. Ama kuru bir merak değil, anlamak en azından bunun için çaba göstermek üzerine kurulu bir merak. Bikaç soru sorabilir miyim size?
"Elbette" diyor yanımda oturan. Diğeri ayakta. Elinde bira şişesi, sallanıyor tepemizde :)
"Eşcinsel misiniz siz de?"diyorum.
"Evet " diyor.
"Bi dakka ya, böyle küt diye "evet" diyince hazırlıksız yakalanmış gibi oldum sanki :)) Siz hepiniz ne kadar netsiniz. Lafı ağzınızda eğip bükeceğinizi düşünüyordum ben nedense" diyorum.

Gülüyor ikisi de... :)

-Peki nasıl oluyor? Yani mesela, hiç mi bi kadından etkilenmiyorsunuz? Eşcinsellik böyle bişey mi? Bu kadar net mi çizgileri?
Yanımda oturan " yoo ben etkileniyorum" diyor. Ama bir tercih söz konusuysa önce "erkek" olanı tercih ederim. Ayaktaki "hayır" diyor. "Yani sen mesela, ne kadar güzelsin...ama dünya ahiret kardeşim ol yani" diyor :) Kahkahalarla gülüyoruz bu kez.
-Şu an devam eden düzenli bir ilişkiniz var mı peki?
"Ben beş yıldır biriyle birlikte yaşıyorum" diyor oturan.
Ayaktaki gayet free :) "Yok" diyor. "Düzenli ilişki yürütemiyorum itiraf etmem gerekirse. Olmuyor yani..."
"Siz inanıyor musunuz tek eşliliğe?" diyorum. " Çok mümkün değil" diyor yanımda oturan. "Hiç mümkün değil" diyor ayaktaki. :)
-Saklanıyor musunuz? yoksa aileniz biliyor mu?
Bildiğini söylüyor her ikisi de...

Derken saat ilerliyor...neticede bi partideyim ve insanların eğlencesinden çalıyorum. Bu gerçek bir röportaj değil, klıma her geleni sorma lüksüm de yok. O kadar vakitlerini alamıyorum tabi.

Teşekkür ediyorum tanıştığım herkese...ve mekandan ayrılmak üzere içeri geçiyorum önce. Biri koluma dokunuyor tam o sırada. "Gitmek zorunda mısın?" diyor.
"Evet" diyorum önce, ne olduğunu anlayamadan. O da kendini anlatmak istiyor, ya da bişey paylaşmak istiyor diye düşünüyorum. "Ben heteroyum " diyor, kısacık...
-Yani? diyorum.
"Öyle işte...ben eşcinsel değilim, hani belki...?"
-Hayır teşekkür ederim, diyip çıkıyorum merdivenleri.
Çıktıktan sonra şunu düşünüyorum. Burası normal bi mekan olsa, o gerzek kesin ısrarcı olurdu. Gereksiz bi can sıkıcı durum yaratabilirdi.
Valla bütün gay barlarda ya da partilerde böyle mi oluyordur bilmiyorum.
Ben ilk defa gittim ve zerre kadar olumsuz bi durumla karşılaşmadım. HAni bu son anlattığım bile can sıkıcı değildi. Çünkü ne gereksiz bir ısrar ne de başka bi şey. İnsan gibi sordu. Cevabını alınca da hiç bi sorun yaratmadı.
Budur!

Kıssadan hisse, diyeceğim şudur sevgili okur: Belki sıkıldın yarıda bıraktın bile, belki sonuna kadar geldin...öyleyse dinle beni. Kişisel olarak nasıl baktığını bilmiyorum. Genel duygun düşüncen nedir?
Hatta eşcinsellik de değil aslında burda aslolan. Bize farklı gelen, kendi çerçevemizden baktığımızda A-normal bulduğumuz, kendi ahlak anlayışımızın içine sığdıramadığımız her şeye böyle bakmıyor muyuz aslında?
Uzaktan...işaret parmağımızı kaldırıp sallamaya hazır, fütursuz anlayışsız, empatiden yoksun ve de iki yüzlü değil miyiz sizce de çoğu zaman?
İki yüzlü diyorum çünkü; hiç öyle kallavi analizler yapmaya derin tespitler üretmeye de gerek yok aslında. Ortada o kadar basit ve net bikaç  örnek var ki mesela? Biz arkadaş sohbetlerinde, orda burda çoğu zaman alaycı alaycı güldüğümüz, dedikodusunu yaptığımız hatta küçümsediğimiz, hor gördüğümüz o eşcinsellerden birini mesela, Zeki Müren'i sanat güneşimiz diye baş tacı etmiş bir toplum değil miyiz? Murathan Mungan'ı ağzımızın salyaları aka aka okumuyor muyuz? Derya Köroğlu'nun o şahane sesini kendimizden geçerek dinlemiyor muyuz? 
İlle "başarılı" olunca, ya da başka bi deyişle sadece bükemediğimiz bileği mi öpüp başımıza koyuyoruz biz? 
Sahi,
bunu neden yapıyoruz?
Niye böyleyiz?
Hiç bi kere sordun mu kendine?
Haddim değil sana akıl vermek ama;
bence sormalısın!

Ve neden bilmiyorum...şairin şu dizeleri geliyor tam burda aklıma...

"Hayat kısa,
kuşlar uçuyor..."



Dipnot:  Psikolog ya da araştırmacı gazeteci değilim. Adı üstünde, burası kişisel bir blog sayfası ve bu anlattıklarım yalnızca kendi kişisel merakım ve ilgim üzerine yazılmış bir gözlemden ibarettir. Hani hatırlatayım istedim :))

ve gene merak edenler, ilgisini çekebilecek olanlar için, Eş-cinsel jargonu ektedir. :)

sözlük:
-a- 
alıkmak : (1) yapmak,etmek örn: habbe alıkıyorum (yemek yiyorum) (2) kur yapmak,ilgilenmek,sarkmak örn: kız,benim mantime alıkma, yolarım!
albergo : otel 
altım: yanımdaki 
abuş(lapuş) alıkmak. öpüşmek

-b-
badem: göz 
balamoz : yaşlı erkek 
babilof : bok 
balina: asker
but : çok, büyük... örn: but şugar (çok güzel), but similya (büyük penis)
belde : para örn: beldeli koli (para karşılığı yapilan cinsel ilişki) 
beldeli koli: paralı karşılığı sevişmek 
beldeli laço : satılık erkek 
badem sekeri : bahriyeli

-c-
concon : testisler(hayalar)
cangal : ayakkabı
cici : meni
cici naşlatmak : boşalmak
cıvır : kız

-ç-
çark yapmak : dolaşmak, aranmak, volta atmak örn: her akşam taksimde çarka
çıkarım. 
çarka çıkmak: sokakta dolaşıp koli aramak
çorlamak : çalmak, hirsizlik yapmak örn: su laço benim cüzdanimi çorladi (su
herif benim cüzdanimi çaldi)
çorcu : hırsız 
çerçeve: yüz

-d-
digin : hem aktif,hem pasif, çift tarafli erkek

-e-
elvan : orta boy penis örn: -laçonun similyasi but muydu? -hayir, elvandı. 
ezik(yapmak): dövmek,bağırmak,kötü söz söylemek

-g-
gullüm : eglence, girgir
gacı : kadin
gacıvarı : kadinsi 
gerim= ben

-h-
habbe : yemek örn: gel, habbe alikalim (gel yemek yiyelim) 
happutka: kadınlık organı,
hatay'a gitmek: 31 çekmek (hatay'ın plakası)
-k-

kür : yalan 
kür alıkmak: yalan söylemek 
kür koli vermek: sevişiyormuş gibi yapmak & bacak arasında
kezban : saf, tecrübesiz,hiçbir şeyden haberi olmayan
kaşar : tecrübeli 
kevaşe: orospu
köfte yapmak : karşı tarafın penisiyle oynamak
koli : cinsel iliski, sevişmek 
koliye naşlamak: sevişmeye gitmek
kolika : makyaj 
kakiz naşlatmak: sıçmak 
kolika alıkmak: makyaj yapmak 
kürdan : küçük örn: kürdan similya (küçük penis)
kolitirika naşlatmak: tüyleri kesmek,ağda yaptırmak 

-l-
lapuş yapmak : öpüsmek
lubunya : pasif escinsel
laço : yetiskin aktif erkek (20-30 arasi)
laçovari : erkeksi 
laki: ahlak polisi
lavaj : anüs temizliği örn: koliden önce mutlaka lavaj yapın

-m-
manti : genç aktif erkek (15-20 arasi)
madi : kötü, huysuz,pis,çirkin,bela,delilik.
madilik : kötülük, bela çıkartmak,delirmek
malamoz:yaşlı erkek. duruma göre zengin yaşlı erkek.
minco : popo,kiç,anüs
maydanoz : saç
motofor : bok
muş : burun

-n-
naşlamak : (1) gitmek,kaçmak örn: naslayin, paparonlar geliyor. (kaçin,
polisler geliyor)
naşlamak : (2) penisin sertlesmesi örn: similyam nasladi. (penisim kalkti)
nafta : orta yasli erkek (30-45) arasi 
nakka trika : tüysüz 
naciye: esrar

-p-
pare: para 
puri : yasli escinsel
putka : kadin cinsel organi
paparon : polis
pöçük(digin): erkek gibi görünüp koli veren
piyiz(alıkmak) : içki içmek 
pişar naşlatmak= işemek 
papik: kafa yapmak için alınan

-s-
similya : penis
sipali (belde): para 
sipet : oral seks
sipsi : sigara
sirkaf : ev örn: benim laçoyu koli için, arkadasin sirkafina götürdüm.
(sevgilimi seks yapmak için arkadaşın evine götürdüm)
sürüngen : parklarda, barlarda escinsel arayip, onlarin sirtindan geçinen,
hirsizlik yapan, güvenilmez erkek

-s-
şugar : güzel, hos, tatlı... örn: ay, but sugarsin abla... (çok hossun abla)
şugariyet : takı, ziynet eşyası
şovşak : bluğ çağı erkek çocuk
şorşak : cocuk 
süpet alıkmak : oral seks 
şebzü : beşyüz

-t-
tariz : asik,sevgili örn: bizim mahallenin bütün mantileri bana tariz.
(mahallenin bütün çocuklari bana asik)
taliga : araba
talikatör : taksici & arabayı kullanan kişi
tarika : bıyık
trika : sakal
tita : meme
tato : hamam
tikel : bak örn: laçoya tikel, similyayı naşlatmış (adama bak. penisini
kaldırmış)
tutmak : hoşlanmak örn: sarışınlar beni tutmaz ama şu manti beni tutar
(sarışınlardan hoşlanmam a
 Kaynak: Ekşi sözlük



19 Ocak 2014 Pazar

Hikayemi dinler misin?

-Anlatmayı çok isterim...hikayemi dinler misin?
-Deli misiniz? hem de çok isterim.
-O zaman önce bana "siz"değil de "sen" demeye ne dersin?
-Bayılırım :)
-Öyleyse işte kartım. Ne zaman istersen ara beni. Bekliyor olucam.
-Peki!

dedim.
Ayrıldık...o kalabalığa karıştı...ben eve gelmek üzere gecenin karanlığına...
Buluşucaz bi gün, hikayesini anlatacak bana.

O anın sıra-dışılığı, her şey bi yana, kurduğu cümleden öyle etkilendimki...saatlerce içimde döndü dolaştı. "Hikayemi dinler misin?"

Hepimizin bi hikayesi var evet. Köşedeki Bakkal Mustafa efendinin. Her sabah sıcak poğoçalarını aldığım Ahmet beyin, iş yerindeki amirimin, sabahları masamızı silen (aslında yalvar yakar adakla çırakla arayıp bi türlü boş vaktini bulamadığımız) Hasan'ın. Apartman görevlimiz Asuman hanımın. Hepimizin...ama nedense hikaye dinlemek diyince bi şekilde tarihe adını yazmış insanları düşünürüz hep. Bi tek onların hikayesi dinlemeye değer(miş) gibi.
Size bişey söylüycem.
Belki bu yeni bişey değil diyceksiniz.
Belki dudak bükeceksiniz.
Biliyorsanız da hatırlatmak istedim işte.
47 yaşında kuaför olarak çalışan bir eşcinselle tanıştım.
Dışardan bakıldığında ne kadar sıradan bir profil di mi?
Değil oysa ki...
Sıradan gözüken insanların hikayeleri çok daha sıra-dışı.
Bi kez daha anladım! Ve şunu düşündüm sonra. Hepimizin dinlenilmeye, anlaşılmaya ne kadar çok ihtiyacı var.
Neredeyse tüm ilişkiler bu yüzden kırılıp dökülmüyor mu?

Kimsenin birbirini "durup dinlemeye" vakti yok sanki.
Herkesin en mühim öznesi gene kendisi.
Öyle de olmalı belki, bunda bi sıkıntı yok, yok ama; etrafımızdaki herkesin hikayesi en az kendimizinki kadar değerli.
Hepimiz biri bizi "anlasın" istiyoruz. Ekmek gibi, su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri resmen.
Aklınızın bi köşesinde bulunsun istedim.
Hani belki, o her gün gördüğün ama hiç bişeyini merak etmediğin kasiyer kızın, akşamları ziline basıp, bi ihtiyacın var mı? diye soran kapıcının, yan komşunuz olan Kamyon şoförü Rıza Bey'in...

Nasıl enteresan bi hikayesi olabilir ki deme sakın.

Sürprizlerle dolu olabilir :)

Ne dersin?

13 Ocak 2014 Pazartesi

Cinsiyeti farketmez (miş) erkek olan öder (miş) !?

Uyku tutmadı, yatakta debeleniyorum. Sonra başucuma uzanıp telefonu alıyorum elime. Gece iki filan galiba...öyle boş boş bakıyorum ekrana. Derken Ajda Pekkan'ın başlığı çarpıyor gözüme. "Erkek olan öder!"   Tahrik oluyorum, kaşıdı resmen :) Tıklıyorum hemen ve bi solukta sonuna geliyorum yazının. Başlıkta ne diyorsa içeriğinde de aynısını söylüyor aslında. Kadına kadınlığının hissettirilmesi önemlidir diyor. Bu bi buket çiçek olur, bi bakış olur, o olur bu olur şu olur ve  hesap ödenme anı da bu anlardan  biridir diyor.  Buraya kadar anlaşılır bi durum. Bi sıkıntı yok. Hesabı erkeğin ödemesi daha şık daha naif bi durum olabilir. Eyvallah! Ne var ki sonrasında şöyle diyor "bazı kadınlar erkeklerden daha erkektir bu yüzden cinsiyeti farketmez diyorum, erkek olan öder!"

Hani şöyle dese tamam  diyeceğim. Cinsiyeti farketmez daha "mert" olan öder. Ya da cinsiyeti farketmez gönlü daha zengin olan öder! Cinsiyeti farketmez "erkek" olan öder ne demek yahu? Bal gibi daha mert olan demek istiyor Ajda Pekkan. Eşşek değilim. Anlıyorum :) O zaman sorun nerde? söylediği gayet net diyebilirsiniz. Demeyin :) En azından ben diyemedim. Neresinden tutarsan tut, her haliyle kalıp gibi bir cinsiyet ayrımcılığı bu. Daha mert ya da daha cömert olan öder ödemesine de, bunu "erkek" diye kısaltması, dönüp dolaşıp tüm bu vasıfları gene "erkek" tanımının içine sokuşturması fena halde batıyor o an yastığıma.

Sen koskoca Ajda Pekkan ol! Bir süper star ol. Her şeyin "en"i her şeyin en kült örneği ol. Sonra kalk bunu söyle. Böyle söyle...

Ha köydeki Fadime abla, ha sen!
Ne anladım ben bu işten!

Ha ben nasıl düşünüyorum? Valla cinsiyeti  bence de farketmez; bazen daha cömert olan öder, bazen o an kimin canı istiyorsa o öder. Bazen de  o an kimin cebinde para varsa o öder.  Nokta.

10 Ocak 2014 Cuma

Gel gidelim...


-Herkesi ayakta tutan bi şey var. Seni de hayallerin besliyor. Hayal kurmaktan sakın vazgeçme! Onlar biterse, sen de bitersin.
-Hadi leenn! bi tek o mu? haksızlık ediyorsun.
-Yeter ki sen kendine haksızlık etme! Benim ya da ötekinin edeceği haksızlığı da, çok da sikleme!
-Vaaovvv! etkilendiğimi itiraf etmeliyim.
-Belki bi de klasik Oya kahkahanı bahşedersin.
-Ahahaha :)) Kalk gidiyoruz...
-Nereye?
- Bi kere de soru sorma, gel işte! ya da otur arkamdan bak; tercih senin.
-Şimdi değil; ama sözüm söz! Mutlaka geleceğim.
dedi.

Sığır.
Daha gelecek...




1 Ocak 2014 Çarşamba

Vasiyetname'm: Küllerim her hangi bir havaalanına savrulsun...Lütfen!

Brokeback Dağı'nın hüngür hüngür ağlamaya başladığım sahnesiydi. Ağlamaya hazırlık aşaması diye bişey vardır halbuki. Önce miğdenize yumruk gibi bişey iner. Sonra bi ip yumağı gibi döne döne gelip boğazınıza oturur. Sonrası malum...en azından genelde böyle olur. Bazen de böyle olmaz işte. Küt diye, öncesiz, sonrasız tek bi andır sadece. Çiselemeye başlarsınız önce...sonra hızlanır. Topu topu döktüğün dört damla gözyaşı be kızım, şu yaptığın girişe, kopardığın gümbürtüye bak diyebilirsiniz tabi.
Atış serbest.
Ağzınıza geleni, dil altı yapmayın. Bırakın o da zembereğinden boşalsın.  Hatrım kalır.
Ledger ve Jack Twist'in hikayesini anlatıyordu film. Birbirine aşık iki adam. Alıştığımız kadın-erkek ilişkisinden çok da farklı değildi belki. Biri daha çok seviyordu...o da Jack'ti.

Hikayenin sonunda öldü.
Ledger, sevgilisinin izini sürmeye,  ailesinin ziyaretine gittti. Jack'in doğup büyüdüğü eve.
Odalarında dolaştı. Kanlı gömleğini buldu dolapta. Bağrına bastı...kokladı...Sonra Jack'in annesi geldi yanına. Dedi ki,  bence "daha az" seven adama: Jack'in vasiyetiydi. Küllerinin Brokeback Dağı'na savrulmasını istedi....!!!

İşte o sahne.
Gözümün önündeki bütün bulutları kararktan, tüylerimi diken diken eden, içimi oyan sahne.

Orda tanışmışlardı.
Orda seviştiler ilk.
Orda buluşup sarıldılar defalarca.
Orda yalvardı kaç kez Jack,  Ledger'e.

Herşeyi bırakalım...kendi yolumuzu sürelim diye.
Ladger'in götü yemedi hiç.
Sevişmeye gücü yetiyordu ama; o'nun için dünyanın karşısına dikilmeye "Ben buyum, biz buyuz, böyleyiz!" demeye gücü yoktu Ladger'in.

Bi çoğumuz gibi aslında. Dedim ya...kimsenin gücünün sınırını yargılamamayı öğrendim en sonunda. O'nun gücü o kadardı. Oraya kadardı.

Ve film bitti. Birden şu soruyu sorarken yakaladım kendimi. Sen peki? bugün küllerin yakılsa, nereye savrulsun isterdin Oya?

Geçmişte aşık olduğum her hangi bir adamın yanını düşündüm.
Hayır!

Bi köprü altını, bi denizin kabardığı o anı...
Herhangi bir yol kenarını...
bi dağ başını...
Yok.

İki gün önce konuştuk Selim'le.
Vasiyetimi yazacağım dedim.
Tüm kalbinle mücadeleni sonuna kadar vereceksin söz mü? dedi.
Söz...dedim.

Ankara da olur, Eskişehir de.
Trabzon da olur, Paris de.
Prag da olur, Berlin de.

Görüp de en çok sevdiğim herhangi bir şehir de olur, çok isteyip de bi türlü göremediğim her hangi bi yer de.

Vasiyetimdir: Kayıtlara geçsin.
Öldüğümde, yakılıp, küllerimin her hangi bir havaalanına savuralmasını istiyorum....

Üstüme uçaklar inip kalksın.
Tozumu alıp, göklere çıkarsın...
Savursun ordan oraya kokumu...


Beni daha çok "ben" yapsın.
Ben tam hakkını veremedim belki;
küllerim versin.
Günahı boynuma.





dipnot: korkmayın! ölmüyorum...
daha değil.

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...