22 Ağustos 2014 Cuma

Vazgeçilemeyen değil; vazgeçemeyen kadın olmak istiyorum!

Hep en iyi 2.lerim oldu benim. En sevdiğim ikinci şarkı, en sevdiğim ikinci film, en sevdiğim ikinci şehir, en sevdiğim ikinci kitabım. Vee en sevdiğim ikinci adam güya Babamdı! Hep başka bi adamı daha çok sevme ihtimalini cepte tutarak, dudak payı bırakmıştım işte kendimce tadabileceğim hazların en tepesine...

Daha gidilecek yol olsun, burası son olmasın hayır! hep başka bi kapı, başka bi sokak, başka bi köprü olsun altından geçip, üstünden atlanacak!

Öyle istedim!...

En tepeye varırsan gidilecek yol kalmıyor düstürundan yola çıkarak belki;  ya da sırf içimdeki rahatsızlığın (doyumsuz oburun) dışa vurmuş haliydi!?

Bilmiyorum!

Johnny Deep'i Çukulata filminde izledikten sonra şöyle demiştim Yasemin'e dönüp: Kocam bu olsa kesin aldatmam!!

Lülfedersin canım yaaa! demişti gülerek...

Bu hayatıma giren erkekleri hep aldattığım ya da aldatma potansiyelimin yüksek olduğu anlamına gelmiyor tabi. Ha ama; biriyle beraberken başkasına aşık olmuşluğum var. Doğru.

Kimi kandıracağım ki şimdi?

Oldu, oluyor...belki gene olur!? Bilemezsin ki...İşte bunlar hep insanlık hali...Kimse yemesin şimdi birbirini!

Mevzu şu ki, hayatımın filmi, hayatımın şarkısı, hayatımın şehri hala yok-tu!

İstanbul olsun istiyorum!...

Suç ortağım, dert ortağım, yol arkadaşım, sırdaşım, sevgilim..olsun istiyorum!!!

Evet evet; doğru anladın! sokakta hanfendisi, yatakta fahişesi başka da aklına ne geliyorsa işte!

O kadar seveyim, okadar seveyim ki...bi daha hiç başkasıyla sevişmeyi canım çekmesin istiyorum!

Canı cekmesin demedim bak dikkat edersen!!!

Canım çekmesin dedim.
Sevilmekten ziyade  çok sevmek istiyor canım!
Vazgeçil-e-me-mek değil, vazgeçememek!

Laf aramızda; ben hep vazgeçtim biliyor musun?

Gitmek, kaçmak hep kolayıma geldi benim. Sıkılınca hep kanal değiştirdim.

Gitmek hep daha havalı, daha cool, daha seksi geldi bana.

Sana bi sır vereyim mi?

Oysa ben  hep Bitter Moon'da o adamın ayaklarına kapanan kadın olmak istedim!

Ne sandın?

Ya da  bu kadar gitme meraklısı bi kadın  Pariste Son Tango'yu niye defalarca izlesin!?


Gördüm işte! Hiç saklama.
Dudak büktün, salak salak sırıttın orda.
Benden kaçabilirsin belki, ama kendinden?

Şiişşş!
Gitme!
Gel buraya...! :)

Bembeyaz çarşaflar serdim yatağa...
daha hiç yatılmadı!

Valla...!


21 Ağustos 2014 Perşembe

Sokakta gezmek istemediğin kadınla evde ne yapmak istiyorsun!?

15 yaşındaydım daha. Abimin çok yakın bir kız arkadaşı vardı. Dünya tatlısı genç bi kızdı. Ben 15'sem o da işte 21 veya 22'ydi. Sürekli bizim eve gelir giderdi. Haliyle bi süre sonra aile bireyi gibi oluyor öyle insanlar. O zaman abla diyordum ama zamanla biz de arkadaş olduk. Birlikte sinemaya giderdik, o bana erkek arkadaşlarını anlatırdı ben de o yaşta aşktan ne anlıyorsam onu işte. Bi üst sınıfımdaki hayran olduğum o veletin gözlerini, ünivertiseyi İzmirde okuma hayallerimi filan işte.
Bi gün hüngür hüngür ağlayarak geldi bizim eve ama nasıl ağlamak...Ağlamaktan konuşamıyordu resmen. Ne oldu diyosun, tek kelime söyleyip sonra yeniden ağlamaya başlıyordu...

Sonra bi şekilde sakinleşti. Dedim ki "Allah aşkına anlat artık yaa! ne oldu?"

Erkek arkadaşına şöyle bi soru soruyor: Biz niye hiç sinemaya gitmiyoruz, ya da gidip bi kafede salak salak oturmuyoruz, sokakta niye elele gezmiyoruz, neden benimle hep evde buluşmak istiyorsun???

Çocuk şu cevabı veriyor: Seni güzel bulmuyorum işte! Anlamıyor musun? Zerre kadar kafamdan bi şey eklemediğim gibi bir sürü detayı kırparak bu küçük özeti yazdım şimdi.

Aynen böyle söylüyor evet: Seni güzel bulmuyorum; anlamıyor musun!?

Artık Allah belanı versin mi dersin? Daha da ileri gidip götümün kenarı diye ekler misin? bilemem...

Ben bayaa bi şey saydırmıştım o zaman. Hala bu gün yolda görsem ağzına tükürmek isterim o derece!

Kendi halinde bi kadın da olsan bilmem ne kadar ünlü bi sima da olsan sonuç değişmiyor. Ben ki hayatta bir sürü konuda kendi hemcinsimi daha çok suçlarım. Erkeklerin yaptığı her zulme kadınların bi çoğunun kendisi izin verdiği için o sonuçlar doğuyor diye ahkam keserim ama "erkek öküzlüğünün" bu boyutu hakkaten akıllara zarar bi şey.

Ne istiyosunuz kadınlardan yaa! Hakkaten ne istiyosunuz!? Neyin peşindesiniz?

Tabi bu anlattığım hadisede asıl sorulması gereken soru "Nasıl bir öküzsün ki maden güzel bulmuyorsun madem hoşlanmıyorsun, dışarda vakit geçirmek istemediğin bi kadınla evde ne yapmak istiyorsun!???

Ya da üç kilo aldı diye bi kadını yerden yere vurmak nasıl bi kafa! Bu da aynı bokun laciverti işte. Gidip baksan kendinin aynada bakılacak hali yoktur ama yanındaki kadın taş olsun ister! Bütün kadınlar kafayı yemiş gibi spor yapıyor...niye? sizce gerçekten sağlıklı ve fit olmak için mi sadece! Resmen dayattılar bunu, kanıksattılar. Kadınsan hep güzel olmak zorundasın, mümkünse taş olmak zorundasın, misal 50'inde bile bi Sharon Stone olmalısın!

Hakkaten bi ziktirin gidin yaa!

Kadınların yakasından bi inin artık.

İlle bi şeyle uğraşacaksanız da bence kendi götünüz ve göbeğinizle uğraşmalısınız.

Bize de bi sevabınız olsun madem!


18 Ağustos 2014 Pazartesi

Farzet ki sırra kadem bastım!

Aradın, taradın, bakmadık taşın altını bırakmadın. Son bi gayret, şu denizi de geçersen Bozcaada'dayım! Meydana git direk, o kocaman çınarın altındaki Çınaraltı kahvesine...bak hemen o köşede minnoş bi masadayım. Tek ayağım yerde, tekini yanımdaki sandalyenin üzerine uzattım...sol dirseğim masaya dayanmış vaziyette, önümde bir orta kahve, sağ elimde sigara, tam dumanı üflerken, göz göze geldik işte. Haa doğru! görüşmeyeli bayaa oldu. Saçlarımı kısalttım! :)


























Ama hala ne zaman tatil kafası gelse, gördüğün üzere, sessizlik çekiyor canım! Vur patlasın çal oynasın olamadım bi türlü. Yerine göre o da lazım halbuki. Selim'in deyimiyle "şu hayatta her şey olmak lazım!" Selim! duydun mu, saç-kıran olmuşum, öyle söyledi doktor! dediğimde "Aa! şahanee..şu hayatta her şey olmak lazım" demişti hıyar! Eee, adı üstünde! :)

Sakındığınız ne varsa hepsini dökmek istediğiniz anlar vardır ya hayatta...Atladığın taksi şoförüne tüm öz geçmişini anlatıp inebirsin öyle zamanlarda. Oturduğun bi masaya, içindeki tüm zehri kusabilirsin. Telefon çalar mesela, arayan en olmadık kişidir. Kavga ettiğin ev sahibini, dövmek istediğin kapıcıyı, küfretmek istediğin salağın tekini ya da artık ne varsa o an aklında dökülüverirsin işte sapır sapır. Biz buna buna yumuşak karnını yakalamak deriz hani. . Bozcaada öyle bi yer işte. El yordamıyla yumuşak karnını buluyor adamın. Sonra Allah ne verdiyse! Koruma kalkanlarını devre dışı bırakan, çeneni açan, diline vuran, boşaltan...boşaltan...boşaltan bi yer. Yeterince hafiflediysen, otur şimdi yanıma, bi kahve de sen söyle. Yolumuz var daha... 

Benim içim biraz dengesiz...nasıl desem, bildiğin dalgalı deniz. Hani şurda yakından tanıyanlar da olmasa iki dakkada yiyeceğim seni. Allayacağım pullayacağım dünyanın en sukunet-sever insanı olarak kendimi sana pazarlayacağım! Değilim oysa. Yalanım batsın, yalancıyım! O anlattığım kız benim sadece bi yanım. Bi yanım gürültü patırtı meraklısı. Sokaktan gelen simitçinin sesinin bile hastası!Mümkünse evi caddenin tam üstünde olsun ister hep, arabalar vızır vızır geçsin,Korna sesi düdük sesi birbirine tecavüz etsin. Kadının biri alt katta bağıra bağıra türk sanat musikisi söylesin...Mümkünse Zeki Müren, mihrabım diyerek...desin!

Diyeceğim o ki ben kaos da severim;  ama bu iki kelimeyi söylemek için önden ille de  bi kafanı zikeceğim! Eee! her şeyin bir bedeli var! 
Ne demiş ünlü Türk düşünürü: Ekmeği bile çiğneyip yutuyosun icabında! :) Yok öyle üç satırda sadede gelmek. Her şeyi az biraz sindirmek gerek.





























Başka türlü bi yer Bozcaada! Kendine ait bir uslubü lisanı var. Garip bir sessizliği, büyüsü var. Hele şu gördüğün üstteki fotoda denizin dibine kurulu bir barı var ki, (Fuska Bar) çek bi sandalye, söyle biranı, ne geçmiş ne gelecek anasını satayım! Sadece o an var! O'sun! Ordasın! O kadar-sın! Öncesiz ve sonrasızsın. Arada birandan iki yudum hüpletiyorsun, benimkiler artık kısa ama seninki uzunsa saçlarını rüzgara teslim ediyorsun...daha olmadı yüzünü, boynunu  yalatıyorsun! Anti-septik! Sakın kasma.


Yakamoz!

Bu tabelanın önünden geçen herkese selam!

Diyelim tam öğle saati, acıktın. Zaten kahvaltıyı da öyle üstün körü yapmıştın. Çiçek Pastanesine gidiyosun. 15-16 yaşlarında aacaayip yakışıklı esmer bi velet var! Az sonra gelecek yanına, sen menü soracaksın. Sırıtarak "Menü benim!" diyecek; sonra sana alternatiflerini söyleyecek. Mümkünse kavurmalı yumurta diyeceksin, ben limonata söyledim yanına, sen istersen çayla dene. Her türlü seveceksin, valla bak! Sonra o dünyalar yakışıklısı gencoooolan'a "dua et çok sempatiksin, yoksa seni tepelerdim iki dakkada" diyeceksin. Ben dedim yani! :)) Sebebini o anı yaşayınca anlayacaksın, bana da hak vereceksin diye tahmin ediyorum. Zira bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. E hani, hala yola çıkmadın mı? 

Hayat zamanda iz bırakmaz, bir boşluğa düşersin bir boşluktan, birikip yeniden sıçramak için. Elde var hüzün... (Atilla İlhan) Boşlukta yürüyen herkese gelsin bu dizeler...en çok da yolu Bozcaada'dan geçeceklere...

Ne! Kitap fuarı mı dedin? Hadi gireliimmmm! Ba(ğ)zı şeyler öyledir! İlle de içine girme arzusu verir! :)

Bağzı sokaklar şöyledir..."bir tatlı huzur" verir!

Bağzı kiliseler kuğu gibidir! Boşlukta kafası öylece yükselir...ibadethane midir? başka bi şey mi? umrunda değildir. Üstündeki tşörtü çıkarır geçirirsin tepesinden, sen ne olmasını istiyorsan o oluverir...
Bağzı kapı önleri de ille de oturma isteği verir. oturup göğe bakma isteği...Gök denizin daha cool halidir. Ele avuca sığmaz. Öyle her aklına estiğinde "hadi gidelim" diyerek de varılmaz! O öyle güzeldir...Yukarda!





Gir şurdan kendine bi anı kap koçum! hadi! :) Üstüne tarihi ve mekanı yazmayı unutma! Ha bi de adını ki olur da bi gün senden çıkar, başka bir insan evladının avuçlarına konarsa adından yola çıkarak kaşını gözünü hayal etmeye çalışsın...Şart da değil ama; hani öyle sevabına! :)



Lütfen ayak izlerinizden başka hatıra bırakmayınız!...
Ve lütfen ruhunuzu her koşulda özgür bırakınız!...
Kendinize yeni arkadaşlar edinmeyi de unutmayınız! Ha unutmadan; bu ada da naylon poşet kullanmak yasak! Marketten aldığınız şeylerin kesa kağıtlarından birinin üzerine daha önce hiç denemediyseniz bile iki satır bi şeyler  karalamaya çalışınız, bu ada en kabiliyetsizi bile şair eder diyim size! Ben şöyle bi şey karaladım mesela, şiir değil elbette, anı niyetine: Nazım'ın o ara kafası biraz karışık olabilir. En güzel deniz, hiç gidilmeyen değil, her gittiğinde yeni bir şey bulabilme ihtimalini verendir... Pekala mümkün! 

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Umrumda bile değilsin Bilo !

Fotoğrafın güzelliği bi yana, hatunun sarıldığı bu direk anında  Bülent Arınç'ı çağrıştırıyor bana. Sonra da bütün kız arkadaşlarımın "Oya gözünü seveyim şu kahkaha konusunda iki kelam niye yazmadın!" sorusu dikiliyor karşıma.
Yazmadım.
Ve sanırım gene yazmayacağım.
Yok saymayı, üstünden atlamayı tercih ediyorum. Zira o kafayla bilgisayarın başına her oturduğumda tahmin edeceğiniz üzere "bi gülme tutuyor" beni.
Yazamıyorum...
Onun yerine ille konuya dair bi cümle kuracaksam da; Umrumda bile değilsin Bilo! demek istiyorum.
Boş versenize yaa!
Herkes işine baksın!
Şahsen şu ara benim işim tepemden aşıyor...

Sevgili Ankara!
Ben gidiyorum!...
Gidiyorum gitmesine de; insan sona vardığında nedense hep hikayenin başı gelir ya aklına!?
En azından bana öyle olur.
Nasıl ağlaya zırlaya geldiğimi hatırlıyorum sana.
İzmir gibi o zamanlar dünyanın en güzel şehri dediğim bi şehirden kaçarak geldim hem de.
Okul bitince "Allahım ne olur bir mucize olsun ve bu şehirde kalmanın bi yolunu bulayım!" diyişim mesela.
Ne kadar yürekten dilediysem artık; oldu!
İzmir'de çalışmaya başladım.
Ama ne çalışmak...
Böyle bir mutsuzluk yok sevgili -oyalamaca okuru- ! :P

Yere göğe sığmıyor.
İçimden taşıyordu resmen.
İzmir'in güneş batarken yeşile kaçan o ela gözleri var ya...
Artık ela bile değildi.
Bildiğiniz kara'ya çalıyordu.

Şehirlerle kurduğumuz ilişki de bi çeşit aşk gibi işte.
Bitince bitiyor.
Kalbin bilmem kaç desibel atarken; ne oluyorsa oluyor...içinde yaprak kıpırdamıyor.
Etkisiz-tepkisiz bi hal alıyor.
o zaman işte değil ki gözlerinin rengi, kokusu bile değişiyor.

Koku!
Aşkın kokusu değişir mi?
Değişiyor (muş)!
Misal ilk aşkım; sünmüş de sünmüştü.
14 yaşında başlayıp 18'e kadar gider mi bi tren daha o yaştayken.
İtele kakala gitti işte benimki.
Yüz kere ayrıldık, yüz kere başıştık o süreçte.
Çocuk gibiydim diyeceğim ama; gibisi fazla olacak.
Baya bildiğiniz çocuktum işte.
Canım sıkıldıkça " al misketlerini ver bebeklerini" derdim.
Sonuncusunda haklı olarak o salakça oyundan sıkılan arkadaşımız "Oya! lütfen bu son olsun. bi daha dönöşü olmayacak bende!" demişti.
Bildiğiniz aba altından sopa yani!
Yer miyim ben!? :)

"Aman be! gerizekalıya bak, aklınca gözümü korkutuyor!" demiştim içimden.
Haklıymış!
Son değilse bile sondan bir önceki olmuştu o ayrılığımız.
Sonuncusu koku'dan!
Ya da belki koku-suz-luktan olacak (mış)!

Evet; o günden sonra bi kez daha bir araya geldik biz gelmesine ama; şöyle enteresan bi şey olmuştu bi akşam üstü.
Geldi aldı beni dersaneden.
Yürüyoruz öyle yan yana...amaçsızca...
(O zamanlar boy boyaydık, sonra o beni nasıl olduğunu anlayamadığım bi şekilde  bir yıl içinde ikiye katladı ama. Yani düşünün ki gelişme çağımızı bile tamamlamamışız! )
Attım elimi omzuna; öpücük alacağım güya.
Birden burnuma tuhaf bi koku geldi.
Garip...anlamsız...tuhaf bi koku.
Ter kokusu değil!
Hakkını yiyemem şimdi.
Benden daha temizdi.
Ağız kokusu değil; dişlerini benden daha çok fırçalardı.
Bi kokuydu işte.
Ne o gün ne de ondan sonra ne olduğunu hiç bulamadığım bi koku.
Belki de  cenaze kokusuydu. Kimbilir!?
Bitmişliğin, artık ol-a-mıyor'luğun kokusu.
Ya da bu çok sert oldu; biraz yumuşatayım desem...belki küf kokusu.
Ne bileyim ben.
Kötüydü işte.
Elle tutulamayan, gözle görülemeyen, boşluktan içine çektiğin...ama içinde kendine dolaşım alanı bulamayan, patlayan bi koku!

Patladık!

İzmir!
Sonra ben başımı alıp İzmir'e gittim işte.
Bir üniversite öğrencisinin başına gelebilecek en güzel şehirlerden biriydi İzmir.
Eminim hala öyle! :)
Hafifti bi kere.
Daha önce de yazmıştım hani; ayakkabı değil terlikti.
Rüzgarda uçuşan çiçekli elbiseler gibiydi...
Sabaha karşı 4'te gelirdin eve, kızlı erkekli. Kimse kimsenin tavuğuna kış demezdi İzmir'de.

Derken okul bitti.
Ve İzmir benim için bi daha hiç aynı İzmir olamadı.
Dedim ya; mutsuzdum.
Deli gibi Ankara'ya geri dönmek istiyordum..

Bi gün arayıp telefonda abime hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum.
Benim abim ki nasıl desem..biraz hanzodur! :)
Bazı konularda dünyanın en ince insanı ama bazılarında tam bir hödüktür.
Ona rağmen öyle bi adam bana telefonda şöyle demişti düşünün. "Kızım deli misin? kafayı mı yedin. Bok mu var Ankara'da? Gençsin, fıstık gibisin, iyi kötü kendi paranı kazanıyosun. Ye iç gez dalgana bak!"

Şoklardan şok beğenmiştim kendime.
Çok hoşuma gitmişti abimin ağzından dökülen o cümle.
Demez çünkü. Düşünmez öyle.
Eve giriş saatime en çok o müdehale ederdi. Ne giyip, nerde gezdiğim bizim evde en çok ondan sorulurdu.

Misal lisedeyken benim eve en geç giriş saatim 7.30 du. Sonra bi arkadaşım bana akıl verdi. Dedi ki "Oyacım bu işler yavaş yavaş olur, ne yap bak biliyo musun? beş dakika beş dakika o saati ileri at!" :)

Yaptım!

Bir gün 7,35 te ertesi gün 7,40 ta gitmeye başladım.

Bi gün eve girdiğimde saat 09,00 dı.
Benim ki ayaklarını uzatmış Annemin caaanım su yeşili orta sehbasına.
"Bana bak! o saat beş dakka on dakka ata ata 9'a geldi yerleşti. Dikkatimden kaçtığını sanma!" :)

O konuşmada yanımızda mıydın mübareğin oğlu!? :)

Bu kadar olur.
Pesss! :9

Diyeceğim şu ki, yeniden o baskının altına girmeyi bile göze almıştım. Düşünün!
Öyle bir sıkılmak.

Pılımı pırtımı topayıp geldim sonunda.
Arada ne yaşandıysa yaşandı işte.
Oralara girmeyi hiç düşünmüyorum şu an.
Netekim girmeyeceğim.
Hoooppp;

İstanbul! diyeceğim.

Ba(ğ)zı insanlar öyle.
Yapacak bi şey yok.
Rakı gibi düşün.
Şişede durduğu gibi durmuyor işte.
Duramadım.

Bir Çorumlu atasözü (Ayfer Çataloğlu) der ki; kanın bitlendi senin.

Çıldırdın heralde diyen de var. Bence şahane bi fikir diyen de.
Ben ne hissettiğimi hala tam olarak bilmiyorum.
Hem çok mutluyum; hem de deli gibi korkuyorum!
Yalan değil; ama korkunun ecele faydası yok. Onu da biliyorum!

Çok da mutsuz olursam; içimde çalan "kendim ettim kendim buldum" şarkısı eşliğinde bi gece yarısı Beyoğlu'nun ara sokaklarından birine kusmak istiyorum...!
Bi şey olacağından değil de,
bünyeyi rahatlatır!

Bir ihtimal daha var!

Afferin bana! demek. Bacak kadar boyum var, bin bir türlü gücüm! diye eklemek.

Çok da direnmezsen, gücünü gereksiz yere hoyratça tüketmezsen, su seni nasılsa kaldırıyor bi şekilde ve boşlukta süzülüyorsun ya öylece...
Bu da biraz öyle bence!

Hem zaten geçen gün rüyamda bir çift insan gözü gördüm.
Ay çekirdeği gibi.
Gülünce dümdüz oluyor...

Çarşaf gibi bi deniz düşün işte!

Hani bi gün bi şey nefesimi gerçekten kesecekse,
buna teslim olmaya hazırım dediğin!

Allah utandırmasın! :P
Ve kocaman bir kahkaha...

Umrumda bile değilsin Bilo!

Bi yerden aşağı,
Kasımpaşa!

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...