25 Kasım 2012 Pazar

Gel...!

"Bin kere tövbe etsen de yine gel...!" :)

Bikaç gün önce Ayfer'le ders çalışırken araya küt diye şu cümleyi soktum: "Aaa! sana asıl güzel haberi vermedim ben. Teoman müziğe geri dönüyormuş!"

Sesimi duysanız, hayatımın müjdesini veriyorum sanırdınız...
Düşünün ki haberi bile bu hale getirdi.
Gerçeği ne yapar beni...!? :)

Bikaç yıl önce bi röportajını okuduğumda,  ne çok hayal kırıklığına uğramıştım oysa.  Kafasındaki ideal kadını tarif ederken: " İdeal kadın asla diz izi  yapmış pjamayla dolaşmayan kadındır" cümlesiyle karşılaştığımda.
İdeal kadın, seksi kadın hep bakımlı olmalıymış. Saçı başı bi yerde, ortalıkta  salaş kıyafetlerle dolaşan bi kadın onun için asla "arzu nesnesi" olamazmış!

Nasıl yaaa! demiştim. Bu ne şimdi? Bu nasıl açıklama?
Sen de mi Brütüs?  edesıyla...moddan moda  sokmuştu beni.

Öyleyim işte ben, napiym?Öyle bi özdeşlik kuruyorum, öyle bi içsellik yaşıyorumki sevdiğim insanlarla,  kurduğu her cümleden, attığı her adımdan etkileniyorum.
Nasıl bir hastalıksa artık, yatağa düşüyorum... :)
Bi gün iyi-leşeceğim ama ...kendimden umutluyum!

Kimseyi kendi istediğimiz fotoğrafın içine sokup sevemeyiz değil mi?
Adam öyle seviyormuş işte, napalım? ...olacak illa cillop gibi.
Kaçarı yok! :)

Sonra...bi gün bunu başka bi arkadaşımla paylaştığımda;  "inanabiliyor musun? Teoman asla dizi çıkmış pijamasıyla dolaşan bir kadına ilgi duyamazmış" dediğimde, "eee! nesi şaşırttı seni bunun şimdi? o adamın kendisi de ne kadar "vamp" bi adam aslında farkında değil misin? elbette  vamp kadınlardan hoşlanacak!" demişti.

Alt dudağımı sündürmüştüm aşağı doğru...yapacak bişey yok Oya'cım demiştim; mahsun mahsun. Demek ki neymiş: Yok ben ille de  pijamayla dolaşırım diyorsak  da, en azından diz izine hep dikkat edilecek-miş :)

Yokya! Bi kere göz göze gelsek, ben seni her türlü kafalardım da, konumuz o değil şimdi.
Konumuz şu: Taze yazarınız, yazma işine gönül vermişken neden böyle çocuklar gibi sevindi Teoman'ın dönüşüne değil mi?

Benim "kelimeler" le bi "derdim" var şu hayatta!
Kelimeler benim karın ağrım gibi...
Kelimeler esir alıyor beni.
Bazen yeniyor...çelme takıyor, düşürüyor yere.
Bazen tutup elimden, ayağa kaldırıyor beni!
Bazen yaralıyor...çizik atıyor tenime.
Bazen merhem oluyor, iyileştiriyor beni!

Bi gün, kitaplığımdaki kitaplara bakan bi arkadaşım demişti ki: Sende şiir hastalığı mı var?
"çok mu belli oluyor" demiştim gülerek..."hastayım, evet! hem hastalığım hem ilacım şiirler..."

Yoksa başka kim böyle güzel anlatırdı, güzel bir duyguyu hastalıkla ilişkilendirerek değil mi ? Mesela Cemal Süreya demeseydi: "git cüzzam kap istersen bi yerlerden, görmek istersen sana tutkunluğumu!" diye, parmaklarının ucunu dokundurmasaydı ruhumun tellerine...bu kadar çekilesi olur muydu,  bi gün iğne batırılmış bir balon gibi sönecek olan, adına dünya dediğimiz  bu yuvarlak şey.

Onlar "yuvarlağın köşelerini" bulup işaretleyen çocuklar gibiler. Bahçemde hep oynasınlar. Kimisini beğenmesem de, hatta burun kıvırsam bile "Bu ne demiş şimdi böyle, offf ne saçmalamış yine?" desem de, hep gürültü etsinler tepemde.
Allah yokluklarını göstermesin hiç! :)

İşte...yaptığı müziğin adı "pop" da olsa, Teoman böyle bir adam benim gözümde!
Belki deliyim? belki de değil! Ya da düzelteyim şöyle hemen. En az senin kadar akıllı, en az senin kadar deliyim.

Teoman;  "Si şey söyledi ki bence de doğru, bir bar filozofu. Çok kadın hiç kadındır oğlum, yalnızlıktır sonun!"  dediği günden beri, meftunum kendisine.

Şimdi dönüyor...

İnsanın içinde "yazma" ya meyilli bir oğlan çocuğu oturunca, böyle oluyor demek ki. Gidişini de mektupla duyurmuştu, dönerken gene mektup atmış bize.

Diyor ki: "Canım sahneye çıkmak istiyor!"
Gel Teoman gel...!
Üzerimdeki pijama siyah beyaz pötü kareli, ince bi kumaşı var, diz izi yok haliyle :)
Cebine doldur taşlarını...bi sapanın arasına sıkıştır...
O en şımarık oğlan çocuğu halinle ve  tüm gücünle çekip  lastiği,
fırlat  hadi.
Beynimin orta yerinden vur beni yine!

Senin şarkın hep çalsın...zaman zaman kendimin bile dolaşmaya korktuğu,  ruhumun en tenha, en izbe köşelerinde.
Çal da kafamızı bulalım...
Kavaklıdere' ye çıkmadan hemen, Akay tünelinin bittiği yerde tam.
Bekliyorum!
Sallanma! hadi...    :)

8 yorum:

  1. Yine bak çok güzel anlatmışsın ki yazıyı okuduktan sonra Teoman'a birde şöyleeeeeeee alıcı gözle bakmaya başladım... :)) (kıskanma tamam tamam kapadım gözlerimi :))) )
    Bu arada konudan bağımsız olacak ama ben sayfanın en altına koyduğun resmi de çok sevdim. Nereden bulursun bunları bilmem ki...

    YanıtlaSil
  2. google amca sağolsun kuzum, her derde derman kendisi :) Teo'ya gelince...canın sağolsun bebeğim, bugüne kadar senden neyimi esirgedim :))

    YanıtlaSil
  3. :))) Canımsınnnnn ama o oval koyu gri metal renkli küpeleri unuttuğumu sanma :))

    YanıtlaSil
  4. Kelimelerden karın ağrısı... Magazin haberinden yazı... Şairden seslenişler... Geçmişten akılda kalan cümleler... Hayran olunanı en güzel haliyle öven durum anlatımları...
    Zamanımdan çalıyorsun...
    Becerikli hırsız... Bi mazoşistlik oluşturdun bünyede..
    Getirdiklerin götürdüklerinden kat be kat fazla...
    Birtek... Ama bir tek...
    Pop kısmına takıldım... O da açık yoruma....

    YanıtlaSil
  5. Eriyen kar gibiyim kelimelerinde.. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben şimdi feyiz aldım bu cümleden yalnız :)

      Sil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...