19 Şubat 2013 Salı

Anlardan bi "an" işte...

Sanma ki gece gece sıkıldım da;
canım kalkıp iki  "polyannacılık" oynamak istedi!
Değil canım, değil!
öyle değil...
Sadece son zamanlarda "güneşten" bi alacağım vardı!
çok da saçma gelirse, ona sayarsın bu gece karaladıklarımı...! :)

Bazen oluyor işte,
hepimizin bir "bahaneye" ihtiyacı...
Peki Hayyam yaşasaydı,
sorsaydık.
 Kimbilir... şarap içmeyenin sarhoşluğunu bize neyle açıklayacaktı?
Misal, tek kadeh atmamışsın ama başın dönüyor...
ellerin uyuşuyor...
Bildiğin (ya da hiç bilmediğin)
çakır keyif bi hal işte...
Mevsim gene kış böyle...
hatta gece...!
Nasıl oluyorsa oluyor,
bir umut doğuyor içine...!
 Kalkıyorsun oturduğun koltuktan,
Pencerenin önüne doğru yürüyorsun...
Önce nefesini üfürüp cama,  bi güneş çiziyorsun işaret parmağınla...
Derken...Tatlı bi flört başlıyor aranızda...
Hatta, Frank Sinatra çalıyor olsun fonda,
"all the way" desin...sana!

Hiç tanı(ş)madığın; ama çok iyi tanıdığına inandığın -biri- en  ihtiyacın olduğu anda, en çok duymak istediğin şeyi söylüyor!
Tutuluyorsun...!
En "açılmaz artık" dediğin o kapının en -ummadığın-anda açılması gibi...
En tutmak istediğin o ele "yok! olmadı...bundan sonra da olmaz artık!" dediğin anda dokunmak gibi...
En -buzdan kale- sandığının,  güneşe sırtını yasladığındaki hali gibi...
damla damla düşerya hani avuçlarına...
ıslanır parmak uçların...
işte...biraz da bunun gibi! :)
...
Belki tek bi andır sadece...
belki sürecek!
Belki tarihsiz, takvimsiz...
belki akıp gidecek...!
Belki gene yanılacaksın,
 gene düşecek!
Bilemezsin ki...!
Nerden bileceksin!? :)

Belki bi adım ileri, üç adım geri...
Belki zamanın olmayacak,
belki ıskalayacaksın!
Belki tam yaklaştım,  "ben bunu artık tutarım!"dediğin anda,
gene ka çı ra cak sın...!
Gene "Allah Kahretsin!" çekip,
şaraba uzanacaksın!
...
Ama; hayat tam da böyle bi şey işte,
böyle akıp gidecek...
"her bir şekilde...!"
Zaten sana bişey diyim mi?
Bu sarhoşluğun aslı sende...
Şarap hep bi bahane!

2 yorum:

  1. Hayyamın rubaileri... ya da hayyamın duyguları... Kimmiş bu hayyam diye yola çıkanlar... Abdülbaki Gölpınarlı araştrmaya başlıyor..1121 yılında vefat ettiği ama ölemiyeceği kanısına varıyor... Hatta rubailerini derliyor.. Hangileri hayyamın, hangileri hayyamca başkalarının kestiremiyor.. Hayyamın ağzıyla içlerini dökmüşler.. ne güzel diyor.. Öyle dörtlükler var ki, fazla saldırgan oldukları için, hayyamın olmadıkları sanılıyor.. Camiye namaz kılmaya değil, halı çalmaya gittiğini söylediği, yahut kendini yaşlı bir fahişeye benzettiği dörtlük, A.Gölpınarlı bile kuşkulanıyor, o da hayyam aşığı, Rıza Tevfik düpedüz şarabı öven dörtlüklerin hayyamın olamıyacağına inanıyor, Abdullah Cevdet, başka baskıların çoğunda bulunmayan bazı dörtlüklerde asıl hayyamı buluyor.. Hüseyin Rıfatsa "aşık hayyamı" ötekilerden daha sahici sayıyor.. Abudullah Cevdet"in çevirilerinde yer alan ve benim en çok sevdiğim şu dörtlük.. Hasan Ali Yücel"in klasikleri haricinde hiç bir eserde yok...

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

    Onu yaşayan, yaşatan, aktaran tüm yazarların... ortak bir duygusu var... içlerine hayyamdan akan....
    Umut ettikçe var hayat.. hayatın sarhoşluğunu içinde taşıyanlara, şarabı içenlere, sarhoş olanlara haktır hayat..

    Kalemiyle bu duyguya destek veren, güzellemeler yapan tüm yazarlara saygımla.... sevgimle.... ve aralarına hoş geldin oya.. tebrikler...

    YanıtlaSil
  2. Kış, gece... ve kalkıp işaret parmağıyla kendine güneş çizen bi el! Keşke kendinize dışardan bi gözle bakabilseniz. kendi ışğını kendi yaratan bi insana hayran olunmaz da ne olur! o ele o akla sağlık...

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...