12 Nisan 2013 Cuma

Beyaz gül örgütü : "Biz sizin vicdan azabınızız!"


Bilmiyordum.
Yeni öğrendim.
1942 de, hem de Almanya'nın savaşta -hala-  iyi olduğu bi pozisyonda;
bir grup arkadaş biraraya geliyorlar.
Topu topu üç beş tane öğrenci, telefon rehberinden insanların adresini bulup; o adreslere mektuplar gönderiyorlar.
Diyorlar ki o mektuplarda "Biz sizin vicdan azabınızız...!!!"
...
İlk olarak Münih'te ortaya çıkan bu "küçücük" direniş hareketi, kısa süre sonra Almanya sınırlarını aşıyor.
Öyle bi an geliyor ki; o "küçücük" arkadaş grubunun bir araya gelerek yazmaya başladıkları o bildiriler,  bi sabah vakti   yağmur gibi  Almanya'nın toprağına yağdırılıyor...
İtilaf Devletleri'nin uçakları, bildirileri gökyüzünden yer çekiminin emrine bırakıyor...
...
Gözümde canlanıyor...
hayali bile öyle güzel ki!

Bu fikri üreten o gencecik beyinleri düşünüyorum.
Kafalarının içinde geziyorum.
Ruhlarına giriyorum.
Kalplerinin çarpıntısını duyuyorum...
Kan dolaşımım hızlanıyor.
Heyecanlanıyorum...!
Yetmiyor!
Ellerini düşünüyorum, parmaklarını...
Sol elimin orta parmağındaki siyah küçük bene bakıyorum sonra.
Onların birinin elinde de, buna benzer bi ben var mıydı? yı düşünüyorum.

Kesmiyor!

Boylarını poslarını hayal ediyorum.
Adımlarını...
Küçük ama; kararlı...güçlü adımlarını!
Çok geçmeden o adımların nasıl "büyüdüğünü" düşünüyorum sonra.
Nerelere vardığını...

Ve...
Kendimize bakıyorum... etrafımıza.
Tek bir tane de olsa "o adımın" aynısından  görebilirim umuduyla!
Ne kadar az...ya da hiç yok! diye hayıflanabilirim de şimdi ama;
ben diğer seçeneğe dikiyorum gözümü.
"Az" daki  " çoğu"  görmek istiyorum!
İyimser günümdeyim...
gözüm yükseklerde bugün benim!

O bi avuç gencin, o şartlarda üstelik, Hitler'e yaptıkları naniğe şapka çıkartıyorum!
Bi de üstüne üstlük,  bi direniş örgütünün, kendisine verdiği adın güzelliğini düşünüyorum sonunda...
"Beyaz gül" örgütü yazıyor bahçelerinin duvarında.
Dalıyorum o bahçeye.
İzinsizim!
İllegalim!
Hoşuma gidiyor üstelik bu durum.  :)
Hani biri kafasını kaldırıp "Hey sen!?" diye bağırsa,
sanki zevkten öleceğim...
"Size özendim" diyeceğim! :)
"Sizi kışkırtmaya geldim! "

Kim bilir belki ruhunuz canlanır diye...

İnatçıyım.
Çıkmıyorum.
Kokularını çekiyorum içime...
Ellerimi gezdiriyorum yapraklarında...
Dikenlerine dokunuyorum...
Bi tanesi batıyor serçe parmağıma.
Kanatsın istiyorum!
Acıtsın!
Ki daha çok hissedebileyim güçlerini diye...!

Çünkü;
Hiç birimiz "kendi gücümüzün" farkında değiliz!
Çünkü;
Hiç birimiz attığımız tek bir adımın,  bizi nerelere taşıyabileceğini hayal edemiyoruz layığıyla.
Hadi! çık yola...
"İman" bile,
önce "kendine inanmak!" la başlar.
Unutma!





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...