2 Temmuz 2013 Salı

Paris'ten insan manzaraları...

Sana mutluluk hissi veren ilk on şeyi say deseler, biri kesinlikle bu fotoğraf karesi olurdu. Mümkünse başı boş ve amaçsızca...
Artık yapmam diyordum. Yedi tane oldu, yuh artık bokunu çıkardım diyordum. Sekizinci yolda. Ne yazdıracağım belli de yerine bi türlü karar veremiyordum. Verdim! Burası... güzel yer :)









Bi kilisenin bahçesinde gördüm seni. Acıkmıştın, bişeyler atıştırıyordun. Kulağın telefonda, belki sevgilinle belki annenle kim bilir belki de aslında bir "hiç" le konuşuyordun. Sesin boşlukta kayboluyordu belki, belki de kocaman bir boşluğu dolduruyordu! İhtimal bu ya! Belki burdan kalkıp, doğru O'na gidecektin. Belki burdan kalkmayıp saatlerce kendini dinleyecektin. Dün geceden uykusuzdun, yorgundun bir ihtimal, bir ihtimal taşı sıksan suyunu çıkaracak güçteydin! Hemen şimdi ordan kalkıp kendine yeni bir hayat inşa edecektin belki de. Kadınlarda bu güç var biliyor musun? Sana yemin ederim...! Ha "dünyayı yıkıp devirecek gücü sahipsiniz de bi bilgisayardan anlamıyorsunuz!" demişti bi arkadaşım , gece yarısı tatlı uykusundan uyandırıp da "Bilgisayarıma virüs girdi galiba Selim! ne yapmalıyım?" dediğimde.
Ama sen boş ver onu. Saçmalama hakkını kullanıyordu o an sadece. Hepimizin buna zaman zaman hakkı var değil mi? 

Beyaz şapkalı kadın...çok sevdiğimden olsa gerek, nerde görsem, kuzenimmiş gibi bir yakınlık duyarım. Aynı dili konuşmak mı? dedin. Boşversene! Aynı şapkayı seviyoruz işte :)
Madonna! diyorum...başka da bişey demiyorum. :)
Buralarda bi yere ruhunu göm deselerdi, buraya gömerdim.Yaklaşık bir saat o telefonla konuşan hatunun kalkmasını bekledim. Topu topu bu iki masası vardı dışarda. Orda öyle amaçsızca ne kadar oturdum hiç bilmiyorum ama, kalkarken o masa tüm hayat hikayemi biliyordu artık. Nerden geldiğimi, o an nerede olduğumu ve artık nereye doğru yol aldığımı. 
Yaptığı işe ruhunu katan insanları seviyorum... :) Harikaydın bebeğim! 
Kapı ağzı sohbetleri...kim bilir konu neydi? Siyaset? Sanat? Kadınlar? Hayat? hepsi? hiçbiri? neyse ne? muhabbetiniz bol olsun ...
Dünyayı kurtaracak gibiydiler...en azından o pozu objektifime layığıyla vermişler!
Aşk biraz da böyle bişeydi değil mi? Hava yağmurluydu...tepenizde bi şemsiye yoktu. Resmen üşüten bi havada, ıslanışınıza hiç aldırmayışınızda ve elinizdeki dondurmalarla böyle bi mutluluk pozu verişinizdeydi güzelliğiniz...Adlarınızı merak ettim şimdi. Halbuki ne gereksiz bir bilgi! Bi de çekerken elim titremeseymiş! ama zaten güzelliğinize zerre gölge düşmemiş...
Yaşanmışlık diyoruz buna da galiba...

Şimdi de gittiğin bi yerde en çok ne yapmak  seni cezbediyor diye sor. Haydi sor sor! :) Bir turistin değil de oranın yerli halkının rutinini görmek diyeceğim sana.
ve bi yeri üçüncü kez geçerken daha "Ben artık buraların hakimiyim!" duygusuna kapılmak :) Yanındakine dönüp "saçmalama ordan değil, şurdan gideceğiz orası bilmem nereye çıkıyor" bilmişliği taslamak. "Hakim olmak" duygusunu da hiç sevmem güya! (?) Yalanım batsın! yalancıyım :) hepimiz kadar...
Burda içtiğim kahvenin falı çıkacak! Kesin bilgi. :)
Kadının yüzü inanılmaz karakteristik gelmişti...çekmişim işte. 
Bu kıza bayıldım. Süper ince çorap, mini etek ve ince topuklu ayakkabıyla Onun kadar iyi pedal çevirmek...hakikaten takdire şayan buldum.
Oğlan uzaklara bakar...kız kendi halinde bişeylerle meşguldür. Yan masada bi adam karnını doyuruyordur ama taa karşı masadaki kızın kendilerini fotoladığının bilince(dir!) Az sonra gözlüğünü çıkartır gözünden. Kim bilir belki de amacı kızın gözlerine dik dik bakıp "ne yaptığını görüyorum hanım efendi ve bu yaptığın hiç hoş değil!" mesajı vermek istemektedir.Kız yanılmıştır oysa, göz göze geldiklerinde belli belirsiz bir gülümseme belirir yüzünde sadece. "Keyfine bak güzelim, bize her yer Paris!" demiş(miş) meyerse... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...