16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bütün kadınlar iyi av taklidi yapan avcıdır aslında!...

Rahat bi üç yılı vardır heralde. Bir kadın dergisinde küçük çaplı anket gibi bi şey okumuştum. Ünlü kadın simalara soruyorlar. Diyorlar ki "av mısınız avcı mı?" İçlerinde Ebru Şallı'sı da vardı, Pınar Altuğ'u da ve tabi şimdi hepsinin ismini tek tek  hatırlamadığım on kadındılar. Bütün cevaplar silme aynıydı. "Tabi ki avım, hayatım boyunca avcı olmadım!(?) "

Ha ama aslında sorunun sorulma şekli de çok önemli. Yani o kadınlara bu soru  "seçen kadın mısınız yoksa seçilen mi?" şeklinde sorulsaydı sonuç belki gene çok farketmezdi ama;  onda dokuz da aynı olmazdı diye düşünüyorum.  Avcı mısınız? sert bi soru. Ama bir o kadar da buz gibi gerçek.

Netice olarak içlerinde tek bir kadın şöyle bir cevap vermişti. Unutmam mümkün değil çünkü çok etkilenmiştim verdiği cevaptan. Gerçekliğinden...

Diyordu ki o kadın "Bütün kadınlar iyi av taklidi yapan avcıdır, her durumda kadın seçer erkeği!!!" Bence burası tam da zurnanın zırt deliği! :) Dınınının!!!

Berrak Tüzünataç'tı bu cevabı veren kadın.Çok dürüst çok sahici bulmuştum.

Gene aynı zamanlarda galiba bir TV programında Okan Bayülgen'i izliyorum...Karısıyla nasıl tanıştığını, ilişkilerinin nasıl başladığını anlatıyor ve kendisini çok süründürdüğünü söylüyordu. Hatta "dedim Şirin'e! Tamam bak benim basındaki imajımla senin asıl derdin, kendini iyi hissedeceksen biraz daha süründür beni ama çok da uzatma; gerek yok! sonuç değişmeyecek"
Buraya kadar her şey normal tabi. Alışkın olduğumuz bir hikaye. Ama sonu biraz farklı gelişiyor. Sonrasında şöyle söyledi Okan Bayülgen. "Tabi aslında ben safmışım, dünyadan haberim yokmuş. Evlendikten çok sonra Şirin bana şöyle bir itirafta bulundu -Hayatım çok safsın! onların hepsi oyundu. Seninle daha ilk tanıştığımızda seninle evlenip, çocuğunu doğurmayı kafama koymuştum!"

Sizi bilmiyorum ama; benim için yeni bi bilgi değil. Hatta bence kimse için değil ama arada illa ki çatlak sesler çıkabilir buna itiraz edecek. "Hayır efendim! ne münasebet bla bla bla..." diyecek.

Netekim ben tam da böyle düşünüyorum. Evet iki insan aynı anda karşılıklı olarak aynı arzuyla birbirine doğru koşabilir elbette. Ne var ki o işin seyrini kadının kararı belirler her durumda. Kadın isterse o ilişki olur, istemezse olmaz!! bu kadar net.

Ama bana oturup bütün bunları buraya yazdıran neden tam olarak bu değil aslında. Ha bütün yazılarım bir çeşit "yüksek sesle düşünüyorum"  durumu zaten ama; içimden yükselen ses işin bu tarafından çok kadınların neden her durumda kendini bu kadar açık etmekten çekiniyor olduğu.

Komşu Melahat abladan da söz etmiyorum üstelik. Baya "güya" eğitimli, kendi ayaklarının üzerinde duran, çok başka meselelerde konuşmaya başladığı zaman mangalda kül bırakmayan bi kadın profilinden bahsediyorum. Hayatta bir sürü şeyi başarmış, üstesinden gelmiş bir kadın, iş kendine dürüst olabilmeye geldiğinde  niye bu kadar yaya kalıyor? Niye kendi olma cesaretini gösteremiyor? Niye başkasının diktiği aslında üstüne hiç oturmayan bi elbisenin içine kendini sığdırmaya çalışıyor?

Sonra da topu niye her durumda mevcut düzene yok efendim "erkek-egemen-toplum" kisvesine atıyor.
O "erkek egemen toplum" dediğimiz şeyin en büyük yardım ve yatakçısı gene kadınlar! Biziz yahu! Biziz. Biz besliyoruz onu, biz büyütüyoruz ben size (bize) diyim.

Asıl kötü haber. Bir de eserimizle iftihar ediyoruz!
"Ay bir koştu peşimden, bir koştu..."

Yalancının!? :)



dipnot: Fotoğraf biraz sert oldu galiba ama yapacak bir şey yok. Ba(ğ)zı fotoğraflar öyle :P

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...