18 Ağustos 2014 Pazartesi

Farzet ki sırra kadem bastım!

Aradın, taradın, bakmadık taşın altını bırakmadın. Son bi gayret, şu denizi de geçersen Bozcaada'dayım! Meydana git direk, o kocaman çınarın altındaki Çınaraltı kahvesine...bak hemen o köşede minnoş bi masadayım. Tek ayağım yerde, tekini yanımdaki sandalyenin üzerine uzattım...sol dirseğim masaya dayanmış vaziyette, önümde bir orta kahve, sağ elimde sigara, tam dumanı üflerken, göz göze geldik işte. Haa doğru! görüşmeyeli bayaa oldu. Saçlarımı kısalttım! :)


























Ama hala ne zaman tatil kafası gelse, gördüğün üzere, sessizlik çekiyor canım! Vur patlasın çal oynasın olamadım bi türlü. Yerine göre o da lazım halbuki. Selim'in deyimiyle "şu hayatta her şey olmak lazım!" Selim! duydun mu, saç-kıran olmuşum, öyle söyledi doktor! dediğimde "Aa! şahanee..şu hayatta her şey olmak lazım" demişti hıyar! Eee, adı üstünde! :)

Sakındığınız ne varsa hepsini dökmek istediğiniz anlar vardır ya hayatta...Atladığın taksi şoförüne tüm öz geçmişini anlatıp inebirsin öyle zamanlarda. Oturduğun bi masaya, içindeki tüm zehri kusabilirsin. Telefon çalar mesela, arayan en olmadık kişidir. Kavga ettiğin ev sahibini, dövmek istediğin kapıcıyı, küfretmek istediğin salağın tekini ya da artık ne varsa o an aklında dökülüverirsin işte sapır sapır. Biz buna buna yumuşak karnını yakalamak deriz hani. . Bozcaada öyle bi yer işte. El yordamıyla yumuşak karnını buluyor adamın. Sonra Allah ne verdiyse! Koruma kalkanlarını devre dışı bırakan, çeneni açan, diline vuran, boşaltan...boşaltan...boşaltan bi yer. Yeterince hafiflediysen, otur şimdi yanıma, bi kahve de sen söyle. Yolumuz var daha... 

Benim içim biraz dengesiz...nasıl desem, bildiğin dalgalı deniz. Hani şurda yakından tanıyanlar da olmasa iki dakkada yiyeceğim seni. Allayacağım pullayacağım dünyanın en sukunet-sever insanı olarak kendimi sana pazarlayacağım! Değilim oysa. Yalanım batsın, yalancıyım! O anlattığım kız benim sadece bi yanım. Bi yanım gürültü patırtı meraklısı. Sokaktan gelen simitçinin sesinin bile hastası!Mümkünse evi caddenin tam üstünde olsun ister hep, arabalar vızır vızır geçsin,Korna sesi düdük sesi birbirine tecavüz etsin. Kadının biri alt katta bağıra bağıra türk sanat musikisi söylesin...Mümkünse Zeki Müren, mihrabım diyerek...desin!

Diyeceğim o ki ben kaos da severim;  ama bu iki kelimeyi söylemek için önden ille de  bi kafanı zikeceğim! Eee! her şeyin bir bedeli var! 
Ne demiş ünlü Türk düşünürü: Ekmeği bile çiğneyip yutuyosun icabında! :) Yok öyle üç satırda sadede gelmek. Her şeyi az biraz sindirmek gerek.





























Başka türlü bi yer Bozcaada! Kendine ait bir uslubü lisanı var. Garip bir sessizliği, büyüsü var. Hele şu gördüğün üstteki fotoda denizin dibine kurulu bir barı var ki, (Fuska Bar) çek bi sandalye, söyle biranı, ne geçmiş ne gelecek anasını satayım! Sadece o an var! O'sun! Ordasın! O kadar-sın! Öncesiz ve sonrasızsın. Arada birandan iki yudum hüpletiyorsun, benimkiler artık kısa ama seninki uzunsa saçlarını rüzgara teslim ediyorsun...daha olmadı yüzünü, boynunu  yalatıyorsun! Anti-septik! Sakın kasma.


Yakamoz!

Bu tabelanın önünden geçen herkese selam!

Diyelim tam öğle saati, acıktın. Zaten kahvaltıyı da öyle üstün körü yapmıştın. Çiçek Pastanesine gidiyosun. 15-16 yaşlarında aacaayip yakışıklı esmer bi velet var! Az sonra gelecek yanına, sen menü soracaksın. Sırıtarak "Menü benim!" diyecek; sonra sana alternatiflerini söyleyecek. Mümkünse kavurmalı yumurta diyeceksin, ben limonata söyledim yanına, sen istersen çayla dene. Her türlü seveceksin, valla bak! Sonra o dünyalar yakışıklısı gencoooolan'a "dua et çok sempatiksin, yoksa seni tepelerdim iki dakkada" diyeceksin. Ben dedim yani! :)) Sebebini o anı yaşayınca anlayacaksın, bana da hak vereceksin diye tahmin ediyorum. Zira bazı şeyler anlatılmaz yaşanır. E hani, hala yola çıkmadın mı? 

Hayat zamanda iz bırakmaz, bir boşluğa düşersin bir boşluktan, birikip yeniden sıçramak için. Elde var hüzün... (Atilla İlhan) Boşlukta yürüyen herkese gelsin bu dizeler...en çok da yolu Bozcaada'dan geçeceklere...

Ne! Kitap fuarı mı dedin? Hadi gireliimmmm! Ba(ğ)zı şeyler öyledir! İlle de içine girme arzusu verir! :)

Bağzı sokaklar şöyledir..."bir tatlı huzur" verir!

Bağzı kiliseler kuğu gibidir! Boşlukta kafası öylece yükselir...ibadethane midir? başka bi şey mi? umrunda değildir. Üstündeki tşörtü çıkarır geçirirsin tepesinden, sen ne olmasını istiyorsan o oluverir...
Bağzı kapı önleri de ille de oturma isteği verir. oturup göğe bakma isteği...Gök denizin daha cool halidir. Ele avuca sığmaz. Öyle her aklına estiğinde "hadi gidelim" diyerek de varılmaz! O öyle güzeldir...Yukarda!





Gir şurdan kendine bi anı kap koçum! hadi! :) Üstüne tarihi ve mekanı yazmayı unutma! Ha bi de adını ki olur da bi gün senden çıkar, başka bir insan evladının avuçlarına konarsa adından yola çıkarak kaşını gözünü hayal etmeye çalışsın...Şart da değil ama; hani öyle sevabına! :)



Lütfen ayak izlerinizden başka hatıra bırakmayınız!...
Ve lütfen ruhunuzu her koşulda özgür bırakınız!...
Kendinize yeni arkadaşlar edinmeyi de unutmayınız! Ha unutmadan; bu ada da naylon poşet kullanmak yasak! Marketten aldığınız şeylerin kesa kağıtlarından birinin üzerine daha önce hiç denemediyseniz bile iki satır bi şeyler  karalamaya çalışınız, bu ada en kabiliyetsizi bile şair eder diyim size! Ben şöyle bi şey karaladım mesela, şiir değil elbette, anı niyetine: Nazım'ın o ara kafası biraz karışık olabilir. En güzel deniz, hiç gidilmeyen değil, her gittiğinde yeni bir şey bulabilme ihtimalini verendir... Pekala mümkün! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...