2 Eylül 2014 Salı

Şahsen ben erkek olsam!?

Erkek olsam, hele ki Engin Altan Düzyatan kadar karizmatik bir adam olsam; birlikte olduğum kadına ilişkimiz hakkında konuşma yasağı koyardım. Vallahi yapardım billahi yapardım. Direk ültümatom çekerdim yani. Mümkünse de sözlerime şöyle başlardım. "Bebeğim; aman ha! gözünü seveyim, gizli sırlarımızı aşikar etme, beni ele güne mahçup etme, dostu düşmanı bize güldürme!"

 Hatta ve kat-a o kadın kendim olsam bile yapardım! :)

Ha "kendim bile" derken kendimi de aman aman bi yere koyduğumdan değil; ama sevdiğim bir kaç huyum varsa onlardan biri de bu konuda ketum olmam gerçekten. Tabi beraberken. Sonrasında ismini zikretmeden  hikayesini yazabilirim. O ayrı! :) Ha ismini anarak hikayesini yazdığım adam da var (ki dikkatli oyalamaca okuyucusu hemen hatırlayacaktır!) ve fakat onun da şahsi izni alınmış idi. Öbür türlüsü direk haneye tecavüz gibi bi şey olurdu zira. En azından ben öyle düşünüyorum.

Ha ama diyeceğim o ki, kendimi de bu durumda doğrulamış oluyorum. Ama öyle ama böyle, ama beraberken ama ayrıldıktan sonra biz kadın milleti var ya, dünyanın en karizmatik adamını iki dakkada maymut etme potansiyeline sahibiz.

O vakit bütün gereksiz anekdotları peşin peşin düşmüşken sadede gelelim.

Malumunuz az çok magazin okuyan, okumasa da gözünün ucuyla göz atan herkes biliyor ki Engin Altan Düzyatan'la Neslihan Erkoçlar dünya evine girdi. :) Allah mesut etsin. Pek de yakışmışlar. Şöyle bi da alıcı gözüyle baktım da...sahiden güzel duruyorlar. İkisinin de Allahı var!

Ve gene fakat; bu kadın milleti şişede durduğu gibi durmuyor arkadaş! Direk miğdeye dokanıyor. Malzememiz bu çünkü. Mayamızda var. Sonsuza kadar konuşabilir, sonsuza kadar bi adama deli gibi aşık olduğumuzu anlatabiliriz. Dur durak ne mümkün. Hele bi yol ver sen, bi uygun zemin hazırla bize...sonra mümkünse kendi sağlığın için sağa çekil.  Buldozer gibi, allah etmesin adamı tepeleyiveririz.

Şakası bi yana, sahiden duygularımızı ne kadar coşkulu yaşıyoruz. Hani öyle bi teknoloji olsa, gidip ikisinin de içini söküp baksan, belki adam daha aşık; ama o öldüm allah ser verir sır vermez. İstisnalar kaideyi bozmaz elbette ama ekseriyetle mutluluğunu da kederini de hatta kıskançlığını bile  efendi gibi yaşar erkek milleti.

Tam da bunu yazmışken bi zaman okuduğum bir Yılmaz Erdoğan röportajı geldi aklıma. Demişti ki birlikte olduğu kadın için "Ben de bütün coşkusuyla en az onun kadar yaşıyorum bunu ama ben bağırarak kimseyi rahatsız etmek istemem!"

Ya biz?

Aşık olunca dere tepe dümdüz gideriz, kıskandık mı zaten Allah muhafaza adamın canına bile kastedebiliriz...Hiç öyle biraz abartmıyor musunuz? demeyin. Tekrar ediyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz diyorum. Lakin genel durum bu.

Ha ama; bana bu yazıyı yazdıran asıl sebebe gelelim. (Hürriyet'in haberine göre ) Neslihan Alkoçlar bir canlı yayına telefonla bağlanıyor ve başlıyor anlatmaya... "o bana hanımım diyor, ben ona beyim diyorum" bla bla bla.

Eee?

Yani bunu bi eş dost sohbetinde geyiğine anlatsa o bile başım gözüm üstüne de;  yahu bunu bir canlı yayına telefonla bağlanıp anlatmak nasıl bir kafa?

O nasıl bir şuur kaybı?

Düşman başına mı deyim, yoksa Allah herkese nasip etsin mi? bilemedim...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...