8 Kasım 2014 Cumartesi

Aradığım hiç bir şeyin yerinde olmadığı o gün!

Bana neyse?
Gerçi sevaptır.
Resmi görevle, mahkeme kararına rağmen,  kızını babasıyla görüştürmeyen kadından kızını alıp, babasına teslim etmek üzere yola koyuldum. Niyetle akıbet gününde olmayacak ki, örtüşmedi.   Meğerse kız anneyle üç gün öncesinden olay mahallini terketmiş. En azından komşuların beyanı bu. Teoman ne diyor? "insanlara güvenmeliyiz, beyan esastır!" İyi madem, biz de öyle yaptık zaten.  Yanımdaki polis memuruna dönüp "sizi de boşuna meşgul ettik; üzgünüm..." dedim. o da bana "Olur mu öyle şey! Görevimiz" dedi. Helalleştik. :) O yoluna ben yoluma gittim. Onun günü nasıl geçti bilmiyorum ama; ben benimkiyle, nasıl desem...pek sevişmedim.
 Hayal ettiğim o kırmızı eteği hiç bir yerde bulamadım. Banyoda havluya takılıp düşen pirsingimin göbeğimde bıraktığı boşlukla oynadım biraz...sonra o boşluğu bir an evel doldurmam gerektiğine karar verip incik boncukçulara daldım. Hiç biri "tam istediğim gibi"DEĞİLDİ!Almadım. Dile kolay, tam 7 yıl sonra göbeğim ilk defa üç gün süreyle boş kaldı.Taze çekilmiş dişin bıraktığı boşluğun etrafınını tavaf eden  dil misali parmaklarım. Boşlukta "bir şeyler" arıyor...Aradığı şeyin orda olmadığını bildiği halde arıyor. "Bir bildiği var" gibi arıyor. Aslında bir bok bilmediğinin bilinciyle arıyor.  Umar gibi ama; aslında "umma-dan"arıyor. Nitekim yok! O da bunu eşşek gibi biliyor!...
Tuhaf bir gerginlik var günlerdir üzerimde. Kişisel tarihimde ilk kez acaba "sakinleştirici bir şeyler" mi alsam derken yakaladım kendimi. Yakalamakla kalmayıp, kafaya koyup peşine düştüm. Neden yakalamak dediğimi az çok anlamışsındır bu arada. Zira kendimi bildim bileli "suç" addediyorum. Deneyen bütün arkadaşlarıma küstahlık yaptım mazide. Bilmiş bilmiş parmağımın ucunu salladım. Zayıfsın dedim. Onu dedim, bunu dedim. Bazen de hızımı alamayıp "geri zekalı" gömleğini giydirdim. Gerçi kolları hep uzun geldi. Üstlerine olmadı. (Anladın! Hiç biri gerizekalı filan değildi.)
Neyse uzun etmeyim şimdi.  Galiba Yasemin'den duymuştum ilk, pasif lora denen mereti. Hayırdır! sen niye her şeye maymun gibi gülüyorsun dediğimde "Aktarlarda satılıyor. O derece doğal bir sakinleştirici, ilaç milaç değil kızııaaamm" diye. Aslında onu sormayacağım. Gene de yediremiyorum kendime. Onu değil de, güya diyeceğim ki aktar abiye "bana baya bildiğimiz otlardan ama bunların sinirleri yumuşatanından biraz tartsana"
Tartardı belki. Şayet  benim aktar olduğuna, bildiğim her şey üzerine yemin edebilecek kadar emin olduğum dükkan başka bir şey  çıkmasaydı.
"Abla biz aktar değiliz" dedi eleman. "Nasıl yani? Neysiniz peki?" dedim.
"Lokumcuyuz, yersen tartayım hemen şurdan yarım kilo ?" dedi.
"Yemem" dedim. Aslında yesem belki de " kederime"  iyi gelecekti!?
E yemeyince bilemiyor insan tabi. Haliyle bünyemde yaratması muhtemel etkilerden bi haber yoluma devam  ettim.
Ha bir de,
İstanbul'a gelmeden önce rüyamda gördüğüm ay çekirdiğine benzeyen o bir çift göze "gene" hiç bir yerde tesadüf etmedim.
Aslında bu da  bir şey değil de;
yerini BİLİYORUM naletin! :)

Bak gene sinirlendim.


dipnot :Neyse ki bütün bunlar olmazken, güneş vardı ve az ötemde bir yerlerde deniz kımıldıyordu...




1 yorum:

  1. "Bazen de hızımı alamayıp 'geri zekalı' gömleğini giydirdim. Gerçi kolları hep uzun geldi." demişsiniz ya... O halde "deli gömleği"dir o. Deli mevzusuna takılmamalı yanlış anlayıp da ama! Aristo; "Bir miktar delilik karışımının bulunmadığı mükemmel bir ruh yoktur” demiş zira. Yani, deli değilsen, mükemmel de değilsin. Deliliği lanetli gibi gören ve gösterenler! Üzgünüm sizin için. Bu hesapla, benim de ruhumun gömlek kolları uzundur misal.

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...