5 Kasım 2014 Çarşamba

bu kızın başı niye hep ağrıyor dostum?

Uyurken burnuyla ıslık çalmasına bayılıyordum. Enteresan bir melodisi vardı üstelik. Hiç şaşmazdı. Her  gece uykuya  daldıktan takriben yedi sekiz dakika sonra başlardı tatlı tatlı kulağımı kaşımaya...Kaşımak biraz yanlış oldu burda aslında. Sen daha çok gıdıklamak gibi anla...Bir ara  bunu ona söylemeyi çok düşündüm. Sonra olabilecekleri düşünüp vazgeçtim her defasında. Bozulacaktı. Eminim. Ya inceden dalga geçtiğimi, hatta horluyorsun diyemediğim için hadiseyi biraz süslediğimi düşünecekti. Horlamıyordu oysa. Resmen sanatını icra ediyordu yatağımın sol tarafında ve bunu bilinçli yapıyor olsa, az bi çabayla yan flüt sesini yakalamasına hiç şaşırmayacaktım.   Derken...bir gün bir kavga anında, elimdeki bıçağı belden aşağı savurdum gitti. "Zaten uyurken sabaha kadar kulağımın dibinde burnunla ıslık çalıyorsun. Zamansız çalan kötü kapı zilleri gibi  zarul zurul ettiğin yetmediği gibi uyanıkken de  karşıma geçip  böyle abudik gubidik zırvalıyorsun" dedim ve devam ettim. "Sahi hiç merak etmiyor musun? - bu kızın başı niye hep ağrıyor- diye. "

-Vallaha mı diyon?

-Vallaha diyom.

ve kız o müziği bir daha hiç duymadı.

Ne var ki başının ağrısı da hiç geçmedi. Üstüne hiç kafa da yormuyor aslında. Sadece bu akşam olduğu gibi, işi ters giden yahudi misali,  eski defterleri karıştırırken,  aklına taa 12-13 yaşlarındayken kulak misafiri olduğu iki kadın sohbeti geliyor.
Diyor ki kadının biri " Cengiz her gece istiyor..." ardından "kihkohkih" şeklinde tuhaf gülme sesleri çıkartıyor...
Cevap veriyor öteki "Amaan! o neymiş öyle? hani derler ya, bin yıl görmesem aklıma gelmez. Benimkisi o misal."





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...