28 Ocak 2015 Çarşamba

İNSANIN SENİN BİR PARÇAN OLASI GELİYOR!

Bu sözü bana bir erkeğin söylemiş olmasını isterdim. Alah razı olsun gerçi hepsinden, onlardan da zaman zaman hatırı sayılır iltifatlar işittim. (Hayatıma girenlerin ettikleri sözleri saymıyoruz tabi. Onlar sayılmaz. Orda torpil var.) Ve fakat, böylesi...Zor. Belki de kadın inceliği lazım böylesini yapabilmek için diyeceğim ama; o da 'pozitif" de olsa  ayrımcılığa girecek. Yok öyle demeyelim. Onun yerine sadece "ince bir ruh" lazım diyelim gene biz.  Bunu bana söyleyen kadının ruhu öyle işte. İnce!...
Üstelik hayatımda yüzünü hiç görmediğim bir insan. Sadece fotoğraflardan ve yazdıklarımızdan tanıyoruz birbirimizi. Bunu da şunun için söylüyorum. "Hamil yakiiiinimdiiirr ustaaa!" durumumuz yok. Asla ve kat-a!  Tamamen gönül bağı bu.
Bir insana kendini gerçekten özel hissettirmek zor zanaat arkadaş. "Güzel" diyebilirsin. İyi de neye göre kime göre? Seksi diyebilirsin. Başkası gelir "erkek olsam çüküm kalkmaz yemin ederim" der. Oturursun aşağı. Zeki diyebilirsin. E Hitler de çok  zeki bir adammış! Tek başına yeter mi yani? Yetmez! Yani o an için içini az biraz hoş eder etmesine de, geçer sonra o. Gider...Başkası gelip tavan yapan o poponu alır indiriverir alimallah. Bir bakmışsın yerlerdesin. Sonra sağına soluna bakın dur artık. "Ulan hani bu popo tavandan aşağı sarkaç gibi sallanıyordu demin, ne oldu iki dakkada" de mi? Olur öyle. Boşver. Bekleme yapma.  Yürü sen...
Bir gün biri(leri) çıkar ve sadece ne söylediğin, ne yaptığınla ilgilenir. Duygusu paha biçilemez!...İşte orda dur. Orda soluklan. Orda buz gibi bir ayran iç. Orda serinle. Çünkü insanın buna ihtiyacı var dostum. Tamam bazen bunun tersi de "iş" yapar. Dudak büker biri yaptığın şeye mesela. Hırslanırsın. Daha iyisini yapmak için kamçılanırsın. O da ayrı bir hal. Ama iyiden feyiz almanın tadı çok başka. Yorulduysan, küstüysen, içine kaçtıysan, ara tara,  yok allahım yok;  bir türlü bulunamıyorsan işte bundan o. Bunun eksikliğinden. Ama sahici olmasına dikkat ediyorsun tabi. Sırf gaz vermek için sırtımızı sıfazlayanlardan bahsetmiyoruz burada. Ha diyeceksin ki onun ayrımını nasıl yapacağız? Nerden bileceğim "laf olsun torba dolsun" diye bik bik yumurtlamadığını? Anlarsın dostum...İnsan anlıyor...İnsan her şeyi çok doğru anlıyor da o an işine nasıl gelirse ona inanmayı tercih ediyor sadece.
MASAL MASAL İÇİNDE...
Develer tellal, pireler berber iken ben Lise 1. sınıfa gidiyorum. O dönem evimize de sürekli gelip giden evli bir ablayı bir gün alakasız bir yerde başka bir adamla elele görüyorum. Çocuk aklı işte. O zamanlar bilmiyorum ki daha  "olur öyle şeyler...!?" Hayatta olmaz dediğin (sandığın) her şey olur!...
Üzülüyorum kendimce. Kimselere de anlatamıyorum. Sonra bir gün dayanamayıp Babanneme söylüyorum bunu. Nasihat 1: "Bunu bana söyledin kızım; sakın başka bir yerde başka birine söyleme! Gördüğün gördüğün yerde, duyduğun duyduğun yerde kalsın!" Nasihat 2: "Zaten kocası biliyordur! Herkes karısının kocasının ne yaptığını bilir kızım! Bilir de bilmezden gelir!"
KISSADAN HİSSE
Babanneler her şeyi bilir!
Ve bu her şey için geçerlidir.
SON SÖZ
"İnsanın senin bir parçan olası geliyor!" diyenleriniz çok olsun efendim! Ve sahiciliğini ayırt edebilecek su gibi berrak bir aklınız.
Gerisi gelir...

3 yorum:

  1. Casablanca filminin, film kadar muhteşem şarkıları eşliğinde okudum yazıyı, 50'li ve 60'lı yıllara ait olup, içinde kahve geçen şarkıları dinlerken de karalıyorum satırları.
    Uydu da...
    Bazen, eylem sözden rol çalar. Burada bulunmakla, senin bir parçanız biz zaten. "...olası gelmekten" öte bir hâl yani. Ben bunu, blog ekseninde değil de, romantik bir eksende istiyorum, derseniz, bizim tesir alanımız orada bitiyor elbette, sanalla gerçek arasındaki fark, silgi vazifesi görüp de süpürdüğü için bizi :)

    YanıtlaSil
  2. Ama sen ne yaptın yaa! Ne güzel tasvir etmişsin hadiseyi :) Birincisi Cazablanca'yı acayip severim. Yeniden izleme hissi verdin şimdi. İkincisi "romantik bir eksen" içinde söylen-memiş bir söz olduğu için bu kadar kıymetliydi zaten. Onların kıymetini yadsımıyorum tabi. Onun duygusu da çok başka ama dediğim gibi orda iki taraftan biri bunu yaparken o duygunun içinde "özel zaaf"ımız oluyor. Öyle olunca da o insanın kusurlarını bile meziyet gibi görebiliyoruz. Orda bir yanılsama var çoğu zaman; ama burda taş gibi bir gerçeklik! Bu yüzden bu kadar tav oldum bu o söze. Mavzumuz bundan ibaret! :) dipnot: Buraya da "sanal" gözüyle bakmıyorum ben. Hiç bir şey de silip süpürmüyor sizi. Bazen yanındakine bile duyuramıyorken sesini, biliyorum ki orda biri var. Dağda bağırır gibi...ben çıt da desem; o ordan karşılık verecek. Bundan güzel duygu mu var!

    YanıtlaSil
  3. Aslında haklısınız. "Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında." diyordu "Bir rüyadan arta kalmanın hüznü"nü, "Bursa'da Zaman"a nakşeden şair. O misal. Burada, ne içindeyiz gerçeğin ne de büsbütün dışında. Hem gerçek, hem değil. Sanal, karanlıkla gölge arasındaki fark gibi; ne karanlık ne aydınlık, hem karanlık hem aydınlık.
    Seslensen duyar, el sallasan görürüz ;)

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...