7 Mart 2015 Cumartesi

KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN!

Bir iki ay önce Yıldız Parkı'nda geziniyorum. Her yer yem yeşil. Ömrüm uzuyor...İçim huzur dolu. Önümdeki yokuşu tırmanınca gördüğüm ilk bankta oturup dinlenmek istiyorum. Bir sigara yakıyorum manzaraya karşı. Keyfim o kadar yerinde ki...anlatmama imkan yok. Hemen az ötemde bir bankta da iki sevgili oturuyor. Gülüyorlar...şakalaşıyorlar. Arada bir öpüşüyorlar...Keyfi yerinde olan iki sevgili birlikteyken ne yaparsa onları yapıyorlar işte. Derken olanlar oluyor. İki adet "ahlak zabıtası" beliriyor birden. Neredeyse tekme tokat gönderiyorlar ikisini oradan. Hızını alamıyor teki. Arkadan bağırıyor. "Uza koçum uza!" Telefona sarılıyorum hemen. Beşiktaş Belediyesi'ni arıyorum. Diyeceğim ki "Hayırdır! siz de mi Brütüs?" Diyorum da zaten. Ama şunu öğreniyorum. Yıldız Parkı'nın güvenliğinden Büyük Şehir Belediyesi sorumlu. Neden şaşırmıyorum acaba!??? Hiç hız kesmeden onları arıyorum. Ama telefonlarıma hiç cevap alamıyorum bu kez. Öfkem dinmiyor. Twetter'a giriyorum hemen. Büyük Şehir Belediyesi'ne tane tane olayı anlatan twet'ler atıyorum arka arkaya. "Ordaki görevlilerin kendi keyfi tutumu mu, yoksa sizden aldıkları tamilat mı bu yönde?" diye soruyorum. Hiç birine tek kelime yanıt yok tabi. Üstünden iki ay geçti...

Bunu buraya niye yazdım ama şimdi di mi?

Sorsan onlar da "o kızın namusunu düşünüyorlardı" çünkü.

Karısını öldüren eski koca da o kadının namusunu düşünüyor mesela. Ağabeyi, kuzeni ya da babası tarafından öldürülen kadınlar da!

"Kim kızının onun bunun kucağına oturmasını ister ki?" diyen de kadının namusunu düşünüyor, bıçağı çekip dokuz yerinden bıçaklayanı da!

Saçını yana taradı diye "Orospu mu olacan gız başımıza yoksam?" diye diye bir araba dayak atılan kız çocuklarının dünyası burası!!!

Biz kendimize "geri" diyoruz. İki gün önce izlediğim bir Amerikan filminde kız yeni tanıştığı oğlana "Ben büyürken annemin en büyük kabusu, okuldan eve gelirken sapık amcaların pipisini bana gösterme ihtimaliydi. Beni en çok buna karşı uyarırdı!  diyor.

Bu memlekette tanıdığım en "radikal" kadınlardan biri bir ortamda kendisine yöneltilen "Sen de yani kaç kere evlendin zaten?" sorusuna savunma ihtiyacı hissederek "iki" yanıtını veriyor. Demiyor ki "Sen kimsin kardeşim? Nasıl böyle bir sorunun peşine düşersin, ne hakla!? Dilersem otuz kere evlenirim, keyfimin kahyası mısın!?"

Denmeyince denmiyor demek ki!

En radikalimizin en başı yukarda olanımızın durumu bu.

Hakikaten eyvahlar olsun bize.

"Kadınlar silahlandırılsın" diye yazmıştı geçen yıl Mutlu Tönbekici. Abartılı ve yanlış bulmuştum. Böyle çözüm mü olur? demiştim kendi kendime.

Bir yıl sonra geldiğim nokta.

Galiba haklı! diyorum içten içe...

Daha mutlu, daha umutlu, daha şevkli "Kadınlar Günü" yazıları yazabileceğim günler hayal ediyorum...

Birileri elini bacaklarımızın arasından çektiği gün böyle bir kutlamaya gerek kalmayacak ama; o gün gelene kadar durumumuz bu.

Kadınlar Günümüz Kutlu olsun!

Her şeye rağmen!...

Şerefe!


2 yorum:

  1. Konsantre kavramlara itibar etmesem de pek, hatırlamak ve hatırlanmanın güzelliği ile tüm kadınların, -dövdüğümüz, öldürdüğümüz, bir mal gibi sattığımız ve elbette sevdiğimiz tüm kadınların- Dünya Kadınlar Günü'nü sizin şahsınızda kutluyorum efendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu şartlarda kutlaması da o kutlamayı kabul şekli de biraz buruk oluyor. Ama gerçeğimiz de bu! Malesef...yine de çok teşekkürler Çınar! Biz yine de "güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler...motorları maviliklere süreceğiz, ışıklı mavilklere..." diyelim.

      Sil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...