22 Ekim 2015 Perşembe

BIRAKSAN UÇACAK SANKİ!

Dün gece bir rüya gördüm. Yogaya başlamıştım. Gülme! Gebertirim. :) Bir pazar sabahıydı, evden bisiklete atlayıp, Caddebostan'ın yolunu tutmuştum. Cihangir Yoga'ya varınca bisikletimi önüne parkedip, içeri dalmıştım. Birkaç saat sonra çıktığımda kuşlar gibi hafiftim. Tavsiye ederim... :) İyi geliyor... rüyası bile! 

Tamam, sadede geliyorum. Yaz başından beri çok istiyordum. Ama hep bitmeyen işler, nasılsa düzenli olarak devam edemeyeceğimler, vakitsizlikler, onlar, şunlar, hatta sizler! Evet sevgili insanoğlu, bazen hepiniz fena halde sinirime dokunuyorsunuz. Öyle zamanlarda ertelemek için her şey bahane oluyor. Zaten insanlar da çok 'kötü!' ben de yoga neyim yapmayacağım anasını satayım filan diyordum. :)

Tamam tamam. Şaka ediyorum yahu! :)
O kadar uzun boylu delirmedim. 
Hepi topu şurda yüksek sesle konuşuyorum. Rahatsız olan ya şimdi ekranı kapatsın, ya da sonuna kadar sessizce okusun lütfen. 

Kendimi çok kötü bir halde suç üstü yakaladım. 
Evet, resmen hayal kurmayı unuttuğumu farkettim.
Fena ki ne fena. 
Halbuki iki yıl önce buraya "hayal ediyorum" başlıklı öyle güzel bir yazı yazmışım ki... Yani duygusundan bahsediyorum tabii. Okuyunca o duyguyu ne kadar özlediğimi farkettim. Plan yapmayı, bir şeyi başka bir şeyin üstüne koymayı. Köşedekini oradan almayı... sonra Nepal'e gitmeyi!

Ha şöyle! Elini korkak alıştırma bebeğim. Dök eteğindeki taşları...
Yaz kurtul!
Gerçekten oluyor biliyor musunuz?
Yazdığın şey gerçek olmaya daha yakın duruyor. 
Çok yüklenirsen buzdolabını yerinden kaldırıp başka bir yere koyamasan da az biraz kımıldatabiliyorsun ya hani! Hah aynı onun gibi. Bak gitti bir santimi. Dinlenince bir santim daha oynatırsın, derken... bir de bakmışsın ki Nepal'e gitmek üzere yola koyuluyorsun da evden çıkarken ütünün fişini çekmiş miydim diye dertleniyorsun. Boşver! Tek derdin o olsun. Yani çekmiş olsan fena olmaz ama, otomatik kilidi varsa da bir şeycik olmaz. Şimdiden iyi yolculuklar sana... 

Dönünce bana gezdiğin dağlardan bahset biraz. 
Yüzüne sürdüğün boyaları, boynuna taktığın boncukları, serçe parmağının nasıl su topladığını... Ah bir de o kadar yürüyünce ayak bileklerin şişer şimdi senin. Yarım saat duvara dayayınca iniyor ama. N'haber!... :)

Sonra yaz sonu geliyor... aylardan Eylül oluyor mesela. 
Beyrut yanıyordur ama. 
Yanında esmer bir oğlan. 
Bir otel odasındasın.
Açık pencereden esen ılık rüzgar perdeyi havalandırıyor...
Senin içinde bir balık,
gidip geliyor...

Ağzında papatya tadı var!

Hayal bu ya! :)


DİPNOT: Yazınca, duyurunca, insanın üstüne bir sorumluluk duygusu geliyor sanki. Kasım itibariyle yoga sözümü tutacağım mutlaka! Artık Nepal'e, Beyrut'a da bakacağız... Kaldı ki hiçbiri olmasa da dert değil. Hayal pratiği yaptım yeniden derim. Bir gün olmazsa, bir gün mutlaka! ;) 

3 yorum:

  1. "Sözüm var
    Beyrut sokaklarında öldürün beni
    Her sabah saat beşte öldürün beni
    Sözüm var
    Beyrut sokaklarında yaşatın beni"

    zira bunun için yalçın bir nepal kayalığını, sarayburnu'ndaki çay bahçesini, mavi bir küba otelini veya şile'nin en ıssız falezini seçebilirim. kim bilir belki de bir gün hayallerimle tanrı'yı bile baştan çıkarıp kazık çakabilirim dünyaya en absürt hayalleri dahi teker teker gerçekleştirebilmek için. öldürmeyin sakın beni...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MAvi bir Küba oteli... aklım gitti şimdi! :)

      Sil
  2. Bu kötü haber... Yani hayal kurmayı unutmanız. Çocukluğumun başucu kitabı olan Tom Sawyer'ın yazarı mark Twain; "Hayallerinizi yitirdiğiniz an hayatınız sona erdi demektir." diyor. Oldukça vahim ve belki de kimilerine göre gerçekçi olmayan bir söz gibi gelse de, kesinlikle çok haklı yazar. Hayal insanı besleyen, coşkulandıran ve olmak istediği yere götüren tek vasıta çünkü. Neyse ki siz sadece unutmuşsunuz, yitirmeyip. Dönün kendinize ve hayallerinize.

    Çünkü...
    Her şey bir hayalle başlıyor aslında... Yani hayal başlangıcıdır olayın, öncesinde hiçbir şey yoktur. Geçen gün Cenova'da denk geldiğim "Dagli Impressionisti a Picasso" -İzlenimcilerden Picasso'ya- adlı sergide muhteşem tablolarının bir kısmını daha gördüğüm van Gogh diyor ki; "Resmimi hayal ederim ve daha sonra hayalimi resmederim." Hayat da zaten kişisel resim sanatımız, yani tuvale geçirdiğimiz hayallerimiz ve somut gerçekliğimiz değil mi! Tuvale yansıyan hayal ne kadar çoksa, resim o kadar renkli oluyor...

    Nepal misal... Hindistan ile birlikte, uzun yıllar evvel, Kral Olacak Adam filmini izlediğimde hayalim olmuştu ve o hayalin peşinden giderek ulaştım Nepal'e...
    Başta Peru olmak üzere tüm Latin Amerika'nın hayalini, Esteban adlı çizgi filmi izlediğimde kurmaya başlamıştım ve beni oraya kadar, o iki madalyonun birleşmesiyle çalışan kuş değilse de hayallerim uçurdu.

    Ve daha bi'çok gerçeğim oldu, önce hayalini kurduğum. Demek o ki, hadi hatırlayın yeniden hayal kurmayı ;)

    YanıtlaSil

hoşgeldiniz

Sabır neydi?

Yaklaşık iki buçuk ay önce bir sabah koşma sevdasıyla uyandım. Rüya görmüş gibi... Blogumu düzenli okuyanlar Hatun'umun da hayatıma bö...